Haberler
Perşembe, 28 Ağustos 2008
Demokratik rejimin ilk şartı hukuktur. PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Cumartesi, 29 Mart 2008

Demokratik rejimin ilk şartı hukuktur.

 

Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının olmadığı bir rejim demokrasi değil totaliter bir diktatörlüktür.

AKP’liler sürekli yargıyı tehdit edip, kendilerini demokratik irade, yargıyı ise bürokratik engel olarak nitelendirmektedirler.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün Danıştay’ı tehdit eden ve hedef gösteren açıklamalarından sonra Danıştay’da yaşanan gerici katliamı herkes hatırlıyor.

Bugün ise Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi hedef gösterilmektedir.

İstedikleri yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsızlığını ortadan kaldırmak ve tüm organlar üzerinde hükümet diktatörlüğü kurmaktır.

Oysa hukuksuz bir demokrasiden bahsedilemez. “Demokrasilerde parti kapatmak olmaz” diyen zihniyet açıkça halk çoğunluğu adı altında hukukun çiğnenmesini, hukuk devletinin yıkılmasını ileri sürmektedir.

Hiçbir demokraside çoğunluğu veya azınlığı temsil ettiğini ileri sürenler hukuktan muaf olamaz.

Türkiye’de ise demokrasi adına hukuk yok edilmek isteniyor. Her şey ters yüz edilmiş durumda. Dünyanın hiçbir yerinde suçlulara ve kendi devletini ve demokratik ve laik rejimini yıkmak isteyenlere değil parti, sokakların bile yüzü gösterilmezken, Türkiye’de adeta parti kurabilmek ve iktidar olabilmek için bu meziyetler(!) ilk şart haline gelmiştir.

Evet, gerçekten de Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye bir parti mezarlığıdır. Ama herhalde hiçbir Avrupa ülkesinde de bu kadar çok vatan haini ve devlet düşmanı yoktur. Arada çıkacak ajanların veya çatlakların da bırakın iktidara gelmelerine, parti kurmalarına bile izin verilmez.

Türkiye’de ise parlamenter düzen emperyalizmin tamamen uydusu, oligarşik bir diktadan ibaret olduğu için, Avrupa’nın tam tersine ülkesinin iyiliğini, egemenliğini ve güçlenmesini düşünenler değil, emperyalizme en iyi hizmet edenler hep egemen olurlar. Elbette ki böyle bir düzende bölücüler, terör yatakçıları, gericiler ve faşistler sık sık parti kurabilmekte hatta düzenin köşe başlarını tutabilmektedir.

Türkiye’deki esas düzeltilmesi gereken durum budur. Sürekli Türkiye’ye dünyadan örnek veren faşizmin işbirlikçisi sahte demokratlara soruyoruz.

Dünyanın neresinde “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek”ten hüküm giyen biri parti başkanı olabilir?

Dünyanın neresinde böyle biri için alelacele kanunlar değiştirilir, ayaklar altına alınır, seçim hileleri yapılır ve hükümlü şahıs başbakanlık koltuğuna oturtulabilir?

Dünyanın neresinde Cumhurbaşkanından Başbakanına, bakanlarından milletvekillerine kadar bir partinin tüm ileri gelenlerinin her türlü yolsuzluk, usulsüzlük, dolandırıcılık suçundan dosyaları vardır? Ve bu isimlerin hepsi de dokunulmazlıkları yüzünden yargılanamamaktadır.

AKP’li yöneticiler ve yardakçıları yayın kuruluşları tarafından Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yönelik her türlü tehdit, hakaret ve sözlü saldırı yöneltilmektedir.

Bülent Arınç; “Ölüm en büyük gerçek. Bunu Başsavcı da görmeli, siyasetçiler de görmeli, herkes görmeli. Ölüm bize şah damarlarımızdan daha yakın.” diyerek Başsavcıyı açıkça tehdit etti.

Tayyip Erdoğan ise Başsavcının sözde Ergenekon çetesiyle bağlantılı olduğunu iddia edecek kadar ileri gitti.

“Kanı bozuk” türü hakaretleri ve diğer suçlamaları saymıyoruz bile. Hatta Başsavcının tutuklanması gerektiğini ileri süren AKP’liler bile var.

Ancak yargılama süreci devam ederken sarf edilen bu hakaret ve tehditler bir tek şeyi göstermektedir. Yargılananlar kendilerini demokrasinin ve hukukun dışında görmektedir.

AKP bağımsız yargıyı ve halkı sindirmeye çalışırken açıkça kendi suçlarını kanıtlamaktadır. Hiç şüphe yok ki AKP’lilerin bu son sözleri ve icraatları davanın ek iddianamesinde kanıt olarak yerini bulacaktır.

Esas önemli olan kamuoyunun bilinçli tavır almasıdır. Bu tehditler hepimizi uyarmalıdır. Başsavcı Yalçınkaya’nın hayatı tehlikededir. Onun şahsında Anayasa Mahkemesi üyeleri ve tüm Cumhuriyet Savcıları ve hâkimleri sindirilmek istenmektedir.

Ancak Anayasa, dava sürerken AKP’nin yapmak istediği türden bir Anayasa değişikliğini de açıkça yasaklamaktadır. AKP’nin bu denli antidemokratik yöntemlerle, yasalarla ve Anayasa’yla kendi faşist iktidarını sağlamlaştırmak için sürekli oynaması aslında bir an önce kapatılması için en büyük gerekçedir.

Eğer parti kapatılırsa lider kadrosunu yitiren faşist ve gerici hareket sinecektir. Geçmişte de sürekli görülmüştür. Şeriatçılar zoru gördüklerinde asla çatışmayı seçmez. Siner ve geri adım atar. Fakat tam tersi yönde propaganda yapıyorlar. Çünkü biliyorlar ki o zaman karşılarındaki demokratik güçleri sindirebilirler. Bu ise onların son şansları... Çünkü hukuk açısından kesinlikle suçlular.

Nitekim Başsavcı Yalçınkaya iddianamesinde AKP’nin demokrasi için oluşturduğu tehdidin vahametini ve aciliyetini şu cümlelerle özetlemiştir:

“Çoğunluk iktidarına sahip davalı siyasi partinin eylemlerinin yoğunluğu gözetildiğinde, onu amacından alıkoyacak ara yaptırımlar ve ara çözümler, somut duruma göre olanaklı değildir. Bu nedenle kapatma yaptırımı, dava yönünden radikal olmayıp, olaya uygun ve orantılı bir yaptırımdır.

Olayda, laik hukuk düzenine aykırı eylemlerin odağı olan bir siyasi partinin söz konusu olması karşısında, üstelik bu partinin de çoğunluk iktidarına sahip olduğu gözetildiğinde, amaçlanan modelin gerçekleştirilmesi anlamında bir tehlikenin var olduğu ve tehlikenin de yeterince yakın olduğu, davalı partinin eylemlerinin öngördüğü toplum modelini oluşturmaya elverişli bulunduğu, iktidarları süresince her geçen gün riskin arttığı görülmektedir. Kamusal alanda ve TBMM’nde de türbana serbestlik sağlanmasına yönelik beyanlar ile imam hatip lisesi mezunlarına uygulanan katsayı sisteminin kaldırılması girişimleri bu tehlikeyi daha somut ve yakın kılmaktadır. Davalı Partinin, toplumsal barışı tehlikeye düşürene ve öngördüğü modeli gerçekleştirene kadar beklenilmesi doğal olarak söz konusu olamaz.

Bu noktada davalı siyasi partiyi amacından uzaklaştıracak ve sosyal yönden de gereksinim duyulan tek ve zorunlu yöntem, yalnızca kapatma yaptırımı olup, toplumu karşılaştığı bu tehlikeden başka türlü korumanın olanağı kalmamıştır.”

Milyonlar Başsavcının başlattığı hukuk ve demokrasi mücadelesine destek olmalıdır. Aksi takdirde bu dava bağımsız yargının ele alacağı son dava olacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

DİNCİ MEDYA ÇETESİ

 

 

Ergenekon operasyonu ile ilgili tahminleriyle gündeme gelen Fehmi Koru. Müneccimbaşı Koru, dava açılmasını takip eden ilk günlerde soğukkanlılığını koruyarak AKP’nin kapatılmasının demokrasi açısından ne kadar büyük kayıp olacağından falan dem vururken, günler ilerledikçe maneviyatı bozuldu. 19 Mart tarihli “Günah Arayanlar İçin” başlıklı yazısında; “‘İyi de kardeşim, Ak Parti’nin hiç mi günahı yok?’ diye sormuyorlar mı, insanın fıttırası geliyor” diyen Fehmi Koru, en iyi niyetli yorumları bile itidalle karşılayabilecek durumda görünmüyor. Bugüne kadar insanları istedikleri yöne çevirmekte o kadar başarılı olduklarını düşünüyor ki, kendi söyledikleri dışında bir yorum görmeye dayanamıyor. İşte bu da AKP’nin kurmaya çalıştığı faşist düzenin medyaya yansıması olarak önümüzde duruyor. Ama sanırım Fehmi Koru da saltanatın bitmeye başladığını yavaş yavaş idrak etmeye başladı. Fıttırmasının ve kendi tabiriyle “sigortalarının atmasının” esas sebebi de bu. Ayrıcalıklı konumlarını kaybedecekleri ve karşıtlarını iktidar gücüyle bertaraf edemeyecekleri korkusunun bir yansıması olsa gerek bu asabiyet. Ama kurtuluş yok. Anayasa Mahkemesi’nin kararı ne olur bilinmez ama Fehmi Koru’nun sinirleri bu kadar bozulduğuna göre sonucun kendileri açısından pek iyi olmayacağı fikri ağır basıyor anlaşılan. Belki de Ergenekon operasyonunda hangi gazetecilerin içeri alınacağını söyleyen kuşlar, Koru’ya davanın sonucunu da söylemiştir.

AKP yandaşı liberallerin en meşhurlarından biri hiç şüphesiz Hasan Cemal’dir. Cemal o kadar gaza gelmiş ki, Şeriatçıların “Parti kapatılması zorlaştırılsın” tarzı önerilerini bile hafif buluyor, AKP’nin temsil ettiği millet iradesini göreve çağırarak yeni bir devlet mekanizması kurgulanmasını istiyor. 16 Mart tarihli yazısında; “Şimdi de halktan yüzde 47 oy alarak iktidara gelen bir partiyi, AKP’yi mi kapatacaksınız? Aklınızı ekmek peynirle mi yediniz?” diye sorduktan sonra şöyle devam ediyor:

Soruyorum: Bu devlet bu halka layık mı? Hayır.

Bu halka yeni bir devlet lazım, evet aynen öyle. Bu devlete yeni bir halk bulamayacağımıza göre, bu halka yeni bir devlet yapmaktan başka çaremiz yok. Öyle bir devlet ki, demokratik olsun. Öyle bir devlet ki, hukuk devleti olsun. Öyle bir devlet ki, özgürlüklere saygılı olsun. Öyle bir devlet ki, insan haklarına saygılı olsun. Ancak böyle bir devlet, halka layık yeni bir yeni devlet olur.”

70’lerden beri çeşitli gazetelerde yazı yazan ama çok istemesine rağmen bir türlü fikir adamı olamayan Taha Akyol da AKP destekçisi yazarlar arasına giriyor. 17 Mart tarihli “Türkiye’de Hukukçu Sorunu” başlıklı yazısında yine entelektüel yeteneksizliğini konuştururken; “Türkiye’de Egesel ve Başol’dan Vural Savaş’a, Sabih Kanadoğlu, Tansel Çölaşan ve Abdurrahman Yalçınkaya’ya uzanan bir çizgide hukuk, ‘uyanık bekçilik’ olarak anlaşılıyor.

Halbuki hukukun işlevi ‘tarafsız hakem’ olmaktır” diye hüküm vermekten de kaçınmıyor. Yine 20 Mart tarihli yazısında da Başsavcıyı AKP hakkındaki iddialarını ispata davet ediyor. Tabii ki Başsavcı iddianamesindeki suçlamalar hakkında gerekli kanıtları toplamıştır ve bunu davanın görüşüleceği Anayasa Mahkemesi’ne sunmuştur da. Hukuku ilgilendiren bir konuda Taha Akyol’un ikna edilmesine de gerek yoktur. Kendisi bildiğimiz kadarıyla Anayasa Mahkemesi Başkanı değildir.

Bir başka Star yazarı, Altan Kardeşlerin küçüğü olan Mehmet ise işin özünü yakalamışa benziyor. 16 Mart tarihli yazısında AKP’nin kapatılma davasıyla karşılaşmasının sebebini “Kemalizmden evrensel demokrasiye geçişin alternatifi olmasına” bağlıyor. Böylece kavganın özü de gün yüzüne çıkmış oluyor. Başsavcının da gerekçe olarak belirttiği şey o değil miydi zaten? “AKP Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet’i yıkıcı faaliyetlerin odağı haline gelmiştir.” Ve bu noktada AKP’nin yanında yer alan Mehmet Altan ve liboş tayfanın da niyeti ortaya çıkıyor. AKP ile liboşları bir araya getiren tek şey Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı.

AKP’ye yaptığı sert çıkışın ardından soluğu Kandil Dağı’nda alan ağabey Altan da Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya hakkında “görevi kötüye kullanmaktan” suç duyurusunda bulunarak vazifesini yerine getirmiş oldu.

Kapatma davası bir kez daha gösterdi ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma refleksleri AKP’nin bütün tahribatına rağmen tamamen ortadan kaldırılamamıştır. O nedenle de davayı açan Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya hakkında akla hayale gelmeyecek çirkinlikte iddialar ortaya atılmaktadır. Başsavcı hakkında görevi kötüye kullanmaktan Ergenekoncu olduğuna kadar pek çok ipe sapa gelmez iddia atan medya çetesi gemi iyice azıya aldı. Öyle ki, kapatma davası ile ilgili yorumları okuyanlar kendilerini savcı, hakim falan sanır. Her Allah’ın günü demokrasi, insan hakları nutukları atarlar ama kendileri gibi düşünmeyenleri anında linç etmeye kalkan bir çetedir bunlar.

 

Bu makaleyi tavsiye et...


Favori olarak ekle (12) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 146 | Yazdır | E-posta

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy Demokratik rejimin ilk şartı hukuktur. - Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy - Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy

Özel Haber

 

e-Bülten

Bakırköy Gazetesi e-bültenine abone olmak istermisiniz?






Ziyaretçiler

Ziyaretçi Kimliği

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------