|
Bu hesap; “Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma,
Hesap çok önceleri sorulmalıydı. Bu hesap; “Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan Şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, di-nim, Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim” diye yeminler edildiği zaman sorulmalıydı... “En üst belirleyici, İslamın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir”, “Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araç-tır...” dendiğinde sorulmalıydı... “Hem laik hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada ters mıknatıslanma yapar...”, “Referansımız İslamdır. Tek hedefimiz İslam devletidir...”, “Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor... Yahu bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek... Sen bunun önüne geçemezsin ki...” diye haykırdıklarında sorulmalıydı... “Ben tekkeye değil dergaha gittim...”, “Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok...”, “İstanbul’u Medine yapacağız...”, “Bütün okullar imam hatip yapılacak...”, “Sadece imamlar resmi nikah kıysın...”, “Ben İstanbul’un imamıyım...”, “Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır...” diye zırvaladıkları zaman sorulmalıydı... “Camiler kışla, minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler askerimizdir...”, “Biz Kemalist düzenin koruyucusu olamayız, bu mümkün değil...”, “Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek? Bu ulemanın işidir. Ulema ne di-yorsa o olur...”, “Efendi sen kim oluyorsun? Buna mecelle karar verir...”, “Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecelle’de böyle bir kaide var...”, “Cumhuriyetmiş, laiklikmiş, bunlar karın doyurmaz...” diye gürlediklerinde sorulmalıydı... Başbakan oğlunun nikâh davetiyesine “29 Zilkade 1421” tarihi konulduğunda sorulmalıydı... Ve, “Atatürk Devrim ve İlkelerini yok etmek için devlet makamlarının mollalara, dervişlere tahsis edildiği, dinci söylem ve eylemlerle milletin sürekli gerdirildiği, halkı inananlar-inanmayanlar diye ayırıp bölücülük yapıldığı, eğitimin imamlaştırıldığı, yeteneksiz, dinci kadroların dev-letin başına belâ edildiği, eşler ve yakınların sıkmabaş ve türban gibi dini sembollere bü-ründürüldükleri, alt kimlik-üst kimlik laflarıyla kargaşa yaratıldığı, meslek liselerinin önü açılıyor diye çağdaş eğitimin önünün tıkandığı” zamanlarda sorulmalıydı. Söyleyebildikleri tek laf, % 46 ile iktidara gelmiş olmaları... Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad % 99,9, Saddam % 90’la iktidar olmuşlardı. Ya Hitler, Mussolini?... Ne oldu? O halde yüzde çok’la seçilmek marifet sayılmamalı... Bilinmelidir ki, oy çokluğu, üstün zekâlı çocuklar gibidir. Problemleri de fazladır. Kontrol edilemediği taktirde çok kere zararlı sonuçları da beraberinde getirir. Kapatma davasından yakalarını kurtarabilmek için olmadık çarelere başvuruyorlar... Bataklık içinde çırpınanlar gibi battıkça batıyorlar. Anayasa’yı değiştirip, işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Zor değiştirirsiniz... Meydan o kadar da boş değil... İşte kurtuluşu sağlamak için Anayasa değişikliğine gitmek de böyle bir duvar inşa etmeye kalkışmaktır. AKP’nin gözbebeği ve Başbakan Erdoğan’ın akıl hocası Sör Mir Dengir Mehmet Fırat bakınız ne diyor: “Siyasi irademizi Anayasa’nın arkasına koyacağız...” İşte zihniyet!... Arkasına mı, önüne mi konulacağını bilemem ama görünen odur ki, artık takiyyeye bile gerek duymadan niyetlerini açıkça sergiliyorlar... Maksadı kap kalaylamak değil, k.. kıvırmak olan kalaycı misali, kalemlerini kaşık olarak kullanmaya alışık bazı medya mensupları ile AKP yandaşı bazı basın organları istedikleri gibi çığlık atmaya devam ededursunlar, kesinlikle ifade edelim ki, halkın büyük çoğunluğu açılan bu kapatma davasından memnundur, kıvançlıdır ve de ülkemizin geleceği için umutla yüklenmiştir. Artık, hükümet oksijen çadırında, AKP de yoğun bakımdadır. Sağolsun Yargıtay Başsavcısı... Atatürk Cumhuriyetini koruma, kollama ve savunmada gösterdiği vatanseverlik ve üstün görev anlayışı her türlü takdir ve övgünün üstündedir. Bu makaleyi tavsiye et... Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 132 | Yazdır | E-posta
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |