BİR ULUSUN DOĞUM GÜNÜ


BİR ULUSUN DOĞUM GÜNÜ

Bu hafta biri milli, diğeri dini iki önemli bayram kutluyoruz. Bu yılki 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı geçmiş yıllarda alınan kararlara ilave olarak salgın gölgesinde, sokağa çıkma yasağı sürecinde meydanlarda kutlayamadık. Fakat halkın balkonlardan, pencerelerden gösterdiği sevinç, coşku, salladığı bayraklar ve alkışlar önceki bayramları anımsattı.

Son yıllarda halkın gözünden kaçırılan ama gönlünden ve aklından uzaklaştırılamayan milli bayramların birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiği bir gerçektir. Dahası dini bayramlarımızı kutlamamıza olanak sağlayan milli bayramlarımızın varlığıdır. 19 Mayıs’lar, 23 Nisan’lar, 30 Ağustos’lar, 29 Ekim’ler olmasa bugün özgürce ve huzur içinde kutladığımız dayanışma, kardeşlik ve hoşgörüye vesile olan dini bayramları kutlayamayacaktık.

ŞARTLAR NASIL OLUŞTU?

Dini ve milli bayramları kutlamamızı sağlayan tarihi koşullar nasıl oluştu? “1919 senesi Mayıs’ının 19. günü Samsun’a çıktım” diye başlayan Nutuk’ta Mustafa Kemal Atatürk, son kalan ata yurdundaki durumu tüm gerçekliği ile anlatıyordu. İşgal edilmiş vatan, terhis edilmiş ordu, yorgun ve yoksul millet, saltanatından başka hiçbir şey düşünmeyen ihanet içinde hanedan, emperyalist işgalcilere hizmet eden dernekler, kurtuluşu mandacılıkta arayan sözüm ona aydınlar, ülkeyi iliklerine kadar sömüren tefeci, kapitülasyon komisyoncuları, işbirlikçi gericiler ve teslimiyet içinde basın!

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu koşullarda başlattığı milli Kurtuluş Savaşı’nın sonuçları, sadece bizler açısından değil, esaret altında yaşayan tüm mazlum milletler açısından çok büyüktür.

Mazlum milletler için 19 Mayıs, mağdurların ve mazlumların zalime karşı direndiği, sömürüye başkaldırdığı bir uyanış günüdür.

Bizler içinse 19 Mayıs, işgale karşı ulusun yeniden ayağa kalktığı, direnişin ve dirilişin günüdür. Milli Mücadele’nin başladığı, Müdafaai Hukukçuların halkın kaderine bağımsızlık, özgürlük, çağdaşlık yolunda el koyduğu gündür.

19 Mayıs, saltanat sahiplerinin ve küçük koltukların peşinde koşan küçük adamların teslimiyetine karşı, Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliyecilerin esaret zincirlerini kırdığı, Sevr Antlaşması ile esir edilmiş bir ulusun, canı pahasına Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi Lozan’a doğru yürüdüğü gündür.

BİR ULUSUN DOĞUM GÜNÜ

19 Mayıs, Çanakkale’de tarih sahnesine çıkan Mustafa Kemal’in milletin azim ve kararı ile makûs talihini yenmek için “Ya İstiklal Ya Ölüm” dediği, Türk ulusunun ve Atatürk’ün doğum günüdür.

Ne yazık ki bugün de içinde bulunduğumuz koşullar 1919’da ulu önderimizin tarif ettiği koşullardan farklı değildir. Bugün vatan topraklarının işgali belki askeri bir işgal değil ama özelleştirmeler eliyle yürütülen iktisadi bir işgaldir.

GÖREV GENÇLERİN

Ordumuz belki düşman eliyle terhis edilip dağıtılmadı ama Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davaları ile tasfiye edildi. Bugün İngiliz uçaklarından Halifenin (Kuvayi Milliyecileri hain ilan ettiği) el broşürleri atılmıyor ama halkın üzerine tankları süren, emperyalizme hizmet eden, demokrasiye silah sıkan gerici Fetullahçı Terör Örgütü var.

Belki Düyunu Umumiye kararları ile ekonomik bağımsızlığımızı kaybetmiş değiliz ama yedek akçesini kullanacak kadar iktisadi bir çıkmaz içindeyiz. Bugünde halk açlık sınırında yorgun ve yoksul!

Bugün yine gerçekleri saklayan yandaş medya, üretmeden para kazanan tefeciler, ulusal bütünlüğümüzü ve üniter yapımızı tehdit eden ayrılıkçı terör örgütleri var.

1919’da olduğu gibi ülkemizin içine düştüğü bu zor durumda kurtuluş yine vatanseverlerin omzunda, yurtseverlerin sorumluluğundadır. Görev yine gençlerindir. Çünkü Atatürk, bütün ümidini gençlere bağlamış ve onların devrimci gücüne inanmıştır. Türk gençliğinin ve zihnen her daim genç olanların sorumluluğu ağırdır.

Gaflet ve dalalet içinde olanlara karşı uyanık olmak, bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi sonsuza kadar korumak, her şart altında ülkesini evi, halkını ailesi gibi görmek zorundadır. Dervişin söylediği gibi gençlerin yükü ağır, yolu uzundur. Gerçekleri çarpıtarak Vahdettin’in emrinde sıradan bir Osmanlı subayı gibi göstermek isteyen gerici, işbirlikçi, faşistlere karşı gençlerimiz güçlü ve bilinçli olmalıdır.

Anadolu İhtilalini gerçekleştirmiş, halk egemenliğine dayanan bir Cumhuriyet kurmuş, sömürgeciliğe ve yayılmacılığa karşı mücadele etmiş, tarihin en büyük devrimcisi, Atatürk’ün yolundan asla ayrılmamalıdır.

BARIŞ, AKIL VE BİLİMLE MÜMKÜN 

101. yılını kutladığımız 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nda Atatürk’ü anmak; gerçekleştirdiği devrimleri, geleceğe dönük koyduğu hedeflerini anlamakla, mümkündür. Artık durum tespiti yapmaktan, eleştirmekten, tarihi kronolojik olarak yeniden anlatmaktan vazgeçmeliyiz. CHP’li belediyelerin yerellerde yaptığı “kimsesizlerin kimsesi olma” anlayışını ülke geneline yaymalıyız. Temel hassasiyetlerimiz olan demokrasi, laiklik, hukuk devleti ile birlikte mutlaka sosyal devlet vurgusunu ve üretim gücünü öne çıkarmalıyız.

Sonuç olarak şeker tadında bir Ramazan Bayramı ancak 19 Mayıs’ın iktisadi ve siyasi tam bağımsızlık ruhu, yurtta ve dünyada barış, akıl ve bilimin öncülüğünde laik eğitimle mümkündür.

DR. BÜLENT KERİMOĞLU