Demokratik rejimin ilk şartı hukuktur. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının olmadığı bir rejim demokrasi değil totaliter bir diktatörlüktür. AKP’liler sürekli yargıyı tehdit edip, kendilerini demokratik irade, yargıyı ise bürokratik engel olarak nitelendirmektedirler. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün Danıştay’ı tehdit eden ve hedef gösteren açıklamalarından sonra Danıştay’da yaşanan gerici katliamı herkes hatırlıyor. Bugün ise Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi hedef gösterilmektedir. İstedikleri yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsızlığını ortadan kaldırmak ve tüm organlar üzerinde hükümet diktatörlüğü kurmaktır. Oysa hukuksuz bir demokrasiden bahsedilemez. “Demokrasilerde parti kapatmak olmaz” diyen zihniyet açıkça halk çoğunluğu adı altında hukukun çiğnenmesini, hukuk devletinin yıkılmasını ileri sürmektedir. Hiçbir demokraside çoğunluğu veya azınlığı temsil ettiğini ileri sürenler hukuktan muaf olamaz. Türkiye’de ise demokrasi adına hukuk yok edilmek isteniyor. Her şey ters yüz edilmiş durumda. Dünyanın hiçbir yerinde suçlulara ve kendi devletini ve demokratik ve laik rejimini yıkmak isteyenlere değil parti, sokakların bile yüzü gösterilmezken, Türkiye’de adeta parti kurabilmek ve iktidar olabilmek için bu meziyetler(!) ilk şart haline gelmiştir. Evet, gerçekten de Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye bir parti mezarlığıdır. Ama herhalde hiçbir Avrupa ülkesinde de bu kadar çok vatan haini ve devlet düşmanı yoktur. Arada çıkacak ajanların veya çatlakların da bırakın iktidara gelmelerine, parti kurmalarına bile izin verilmez. Türkiye’de ise parlamenter düzen emperyalizmin tamamen uydusu, oligarşik bir diktadan ibaret olduğu için, Avrupa’nın tam tersine ülkesinin iyiliğini, egemenliğini ve güçlenmesini düşünenler değil, emperyalizme en iyi hizmet edenler hep egemen olurlar. Elbette ki böyle bir düzende bölücüler, terör yatakçıları, gericiler ve faşistler sık sık parti kurabilmekte hatta düzenin köşe başlarını tutabilmektedir. Türkiye’deki esas düzeltilmesi gereken durum budur. Sürekli Türkiye’ye dünyadan örnek veren faşizmin işbirlikçisi sahte demokratlara soruyoruz. Dünyanın neresinde “halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek”ten hüküm giyen biri parti başkanı olabilir? Dünyanın neresinde böyle biri için alelacele kanunlar değiştirilir, ayaklar altına alınır, seçim hileleri yapılır ve hükümlü şahıs başbakanlık koltuğuna oturtulabilir? Dünyanın neresinde Cumhurbaşkanından Başbakanına, bakanlarından milletvekillerine kadar bir partinin tüm ileri gelenlerinin her türlü yolsuzluk, usulsüzlük, dolandırıcılık suçundan dosyaları vardır? Ve bu isimlerin hepsi de dokunulmazlıkları yüzünden yargılanamamaktadır. AKP’li yöneticiler ve yardakçıları yayın kuruluşları tarafından Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yönelik her türlü tehdit, hakaret ve sözlü saldırı yöneltilmektedir. Bülent Arınç; “Ölüm en büyük gerçek. Bunu Başsavcı da görmeli, siyasetçiler de görmeli, herkes görmeli. Ölüm bize şah damarlarımızdan daha yakın.” diyerek Başsavcıyı açıkça tehdit etti. Tayyip Erdoğan ise Başsavcının sözde Ergenekon çetesiyle bağlantılı olduğunu iddia edecek kadar ileri gitti. “Kanı bozuk” türü hakaretleri ve diğer suçlamaları saymıyoruz bile. Hatta Başsavcının tutuklanması gerektiğini ileri süren AKP’liler bile var. Ancak yargılama süreci devam ederken sarf edilen bu hakaret ve tehditler bir tek şeyi göstermektedir. Yargılananlar kendilerini demokrasinin ve hukukun dışında görmektedir. AKP bağımsız yargıyı ve halkı sindirmeye çalışırken açıkça kendi suçlarını kanıtlamaktadır. Hiç şüphe yok ki AKP’lilerin bu son sözleri ve icraatları davanın ek iddianamesinde kanıt olarak yerini bulacaktır. Esas önemli olan kamuoyunun bilinçli tavır almasıdır. Bu tehditler hepimizi uyarmalıdır. Başsavcı Yalçınkaya’nın hayatı tehlikededir. Onun şahsında Anayasa Mahkemesi üyeleri ve tüm Cumhuriyet Savcıları ve hâkimleri sindirilmek istenmektedir. Ancak Anayasa, dava sürerken AKP’nin yapmak istediği türden bir Anayasa değişikliğini de açıkça yasaklamaktadır. AKP’nin bu denli antidemokratik yöntemlerle, yasalarla ve Anayasa’yla kendi faşist iktidarını sağlamlaştırmak için sürekli oynaması aslında bir an önce kapatılması için en büyük gerekçedir. Eğer parti kapatılırsa lider kadrosunu yitiren faşist ve gerici hareket sinecektir. Geçmişte de sürekli görülmüştür. Şeriatçılar zoru gördüklerinde asla çatışmayı seçmez. Siner ve geri adım atar. Fakat tam tersi yönde propaganda yapıyorlar. Çünkü biliyorlar ki o zaman karşılarındaki demokratik güçleri sindirebilirler. Bu ise onların son şansları... Çünkü hukuk açısından kesinlikle suçlular. Nitekim Başsavcı Yalçınkaya iddianamesinde AKP’nin demokrasi için oluşturduğu tehdidin vahametini ve aciliyetini şu cümlelerle özetlemiştir: “Çoğunluk iktidarına sahip davalı siyasi partinin eylemlerinin yoğunluğu gözetildiğinde, onu amacından alıkoyacak ara yaptırımlar ve ara çözümler, somut duruma göre olanaklı değildir. Bu nedenle kapatma yaptırımı, dava yönünden radikal olmayıp, olaya uygun ve orantılı bir yaptırımdır. Olayda, laik hukuk düzenine aykırı eylemlerin odağı olan bir siyasi partinin söz konusu olması karşısında, üstelik bu partinin de çoğunluk iktidarına sahip olduğu gözetildiğinde, amaçlanan modelin gerçekleştirilmesi anlamında bir tehlikenin var olduğu ve tehlikenin de yeterince yakın olduğu, davalı partinin eylemlerinin öngördüğü toplum modelini oluşturmaya elverişli bulunduğu, iktidarları süresince her geçen gün riskin arttığı görülmektedir. Kamusal alanda ve TBMM’nde de türbana serbestlik sağlanmasına yönelik beyanlar ile imam hatip lisesi mezunlarına uygulanan katsayı sisteminin kaldırılması girişimleri bu tehlikeyi daha somut ve yakın kılmaktadır. Davalı Partinin, toplumsal barışı tehlikeye düşürene ve öngördüğü modeli gerçekleştirene kadar beklenilmesi doğal olarak söz konusu olamaz. Bu noktada davalı siyasi partiyi amacından uzaklaştıracak ve sosyal yönden de gereksinim duyulan tek ve zorunlu yöntem, yalnızca kapatma yaptırımı olup, toplumu karşılaştığı bu tehlikeden başka türlü korumanın olanağı kalmamıştır.” Milyonlar Başsavcının başlattığı hukuk ve demokrasi mücadelesine destek olmalıdır. Aksi takdirde bu dava bağımsız yargının ele alacağı son dava olacaktır. Bu makaleyi tavsiye et... Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (12) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 147 | Yazdır | E-posta | Devamını oku... |