Cuma, 05 Eylül 2008
Dava Sonrası İlk Anket PDF Yazdır E-posta
Cuma, 28 Mart 2008
ImageAKP'NİN ANKETİ EZBER BOZUYOR
 Anayasa Mahkemesinde açılan kapatma davası sonrası yapılan ilk ankette ilginç sonuçlar elde edildi. AKP için anket hazırlayan ANAR'ın ortaya koyduğu rakamlar ezber bozacak nitelikte.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 56 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Nisan 2008 )
Devamını oku...
 
Kuzey Irak'la "farklı" ilişki için "eylem" şartı PDF Yazdır E-posta
Cuma, 28 Mart 2008
ImageDışişleri Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki bölgesel yönetimle farklı bir ilişkiye girebilmesi için, bölgesel yönetimin terör örgütü PKK ile ilgili tutumunda sadece söylem değil, eylemle de kendisini göstermesi gerektiğini belirtti.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (14) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 56 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Nisan 2008 )
Devamını oku...
 
Ah bir unutabilsek! PDF Yazdır E-posta
Cuma, 28 Mart 2008

Ah bir unutabilsek!

Keşke, hafızayı beşer nisyan ile malul olsaydı. O zaman Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarını unutup, "Türkiye'de nasıl olsa hukukun üstünlüğüne saygı duyulacak" diye ümitle beklerdik. Çok fazla eskilere gitmeyi arzu etmiyorum. Tek bir örnekle, Anayasa Mahkemesi'nin, 1962'de verdiği bir kararı hatırlatmakla yetinebilirim. Fuat Köprülü, "Siyasi kanaatten dolayı kimseye ceza uygulanamayacağına göre, Demokrat Partililerin affı ancak bir haksızlığın tamiri olacaktır" dediği için, Tedbirler Kanunu'na muhalefetten, 1. Ağır Ceza'da yargılandı. Mahkeme, Tedbirler Kanunu'nu "anayasaya aykırılık" açısından Anayasa Mahkemesi'ne gönderdi. Anayasa Mahkemesi'nin kararı, bir darbe bildirisi niteliğindeydi: "27 Mayıs devrimi, anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybeden bir iktidara karşı yapılmış ve bu husus anayasanın başlangıç bölümünde yer almıştır. Yüksek Adalet Divanı kararlarının kötülenmesi veya mahkûm edilen şahısların övülmesi, sonuç itibariyle 27 Mayıs devriminin meşruluğunu ve haklılığını inkâra yol açan ve bu devrimi, yani Türk milletinin, meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnmesini, gayrimeşru ve yersiz göstermeye müncer olan ve bu yoldan vatandaşları birbiri aleyhine tahrik ederek, onlar arasında kin ve düşmanlık yaratan bir davranış teşkil etmektedir. Böyle bir davranışa cevaz verilmesi, milli huzurun ihlâline yol açar ve anayasanın dayandığı temel ilkeleri tahrip etme sonucunu doğurur."
Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki gerekçeye dayanarak, üye Ekrem Korkut'un karşı oyu ile, Tedbirler Kanunu'nun anayasaya aykırı olmadığı kararını verdi.
Gelelim 2 Kasım 2002 seçimleri öncesine . Hem Hasan Celâl Güzel, hem de Tayyip Erdoğan 312'nci maddeden mahkûm olmuşlardı. Anayasa Mahkemesi, Hasan Celâl Güzel'in siyasete girebileceğine, buna mukabil, Recep Tayyip Erdoğan'ın yasaklılık halinin devamına hükmetti. Çünkü, Güzel'in cezası, 16 Aralık 1999'da, 4454 sayılı cezaların ertelenmesine dair yasa çıktıktan sonra infaz edilmişti. Tayyip Erdoğan'ın cezasının infazı ise, bu yasa çıktığında tamamlanmıştı. Anayasa Mahkemesi, bundan dolayı Erdoğan'ın siyasi yasağının devam ettiğine karar verdi.
Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararını koca bir kitap yazarak eleştirdi.
Hepimizin hafızalarında hâlâ taze olan 367 kararını da göz ardı edemeyiz.
Peki, şimdi nasıl, Anayasa Mahkemesi'nden hukukun üstünlüğüne saygı gösteren bir karar çıkacağına inanabiliriz?
Gene de gönlümde ufak bir umudu saklı tutuyorum.. Bir bakarsınız davayı reddeder!

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 40 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Bizim değil, ABDınin sorunlarını görüştüler! PDF Yazdır E-posta
Cuma, 28 Mart 2008
Şu siyasetçilik zor iş zor!.. Cumhurbaşkanı Gül, daha birkaç ay öncesine kadar CHP Genel Başkanı�nı acımasızca eleştiriyor, Baykal da ondan aşağı kalmıyordu...
13 Temmuz 2007�de katıldığı Siyaset Meydanı�nda, Abdullah Gül�ü açık açık �militan� olmakla suçladı Baykal!
22 Ağustos 2007�de ise partisinin Meclis Grup Toplantısı�nda yine Gül�e �Küstah� dedi. Arkasından da ekledi:
�İkinci Cumhuriyetçi...�
�Yeni Osmanlıcı...�

***

İşte �o Gül�le �bu Baykal�, dün Köşk�te bir araya geldi. Daha doğrusu Gül davet etti, Baykal gitti!
Kayseri mantısı yediler birlikte; ama, herhalde bunun için gerçekleşmedi görüşme...
Bütün siyasetçilerin, bürokratların ve medya mensuplarının gözü o saatlerde Çankaya�ya kilitlenmişti...
İçeride AKP�nin kapatılması sürecinin, çetelerle mücadelenin, AKP�nin kendi çıkarları doğrultusunda Anayasa�yı değiştirme çabalarının, Anayasa Mahkemesi�nde olan üniversitede türban serbestisinin konuşulacağını bekliyordu herkes...
Öyle olmadı!
Gül, Baykal�a Kuzey Irak�a yapılan operasyonla ilgili bilgi verdi; bir de Irak Cumhurbaşkanı Talabani ve ABD Başkan Yardımcısı Cheney�le neler konuştuklarını anlattı...
Parti kapatma? Yok!
Anayasa değiştirme planları? Yok!
Türban? Yok!
Kısacası; Türk halkının ve siyasetinin gündemindeki hiçbir konu yok!
Ama ABD�nin gündemi ve sorunları var!
Yani İran var, Afganistan var, Kuzey Irak�taki Kürt devleti var!

***

Her iki isim de birbirlerine geçmişte çok ağır sözler söylemişti...
Diyelim ki her şeye rağmen �Devletin zirvesinde küslük olmaz� diyerek bir araya geldiler, konuştular...
Ama �biz�i konuşmadılar!
�Küstah�ı, �Militan�ı unutup; mantı yediler ve �ABD�nin sorunları�nı görüştüler...
Türkiye için değil, ABD için bir araya geldiler!
Afiyet...
Ve hatta helâl olsun!

*****

İYİLEŞTİ Mİ?

Yıllardır hakkındaki dava yüzünden Türkiye�ye gelemeyen ve bu yüzden ABD�de mutlu mesut bir hayat süren Fethullah Gülen�in 7 Nisan 2008�den sonra Türkiye�ye geleceği söyleniyor...
Neden 7 Nisan?
Çünkü hakkındaki beraat kararına Yargıtay Başsavcısı�nın itiraz süresi bu tarihte doluyor...
Eğer Gülen, Türkiye�ye gelirse...
İşte o zaman daha düne kadar �O çok hasta, o yüzden gelemiyor. Yoksa asla yargıdan kaçmıyor� diyen müritlerine bir çift sözüm olacak...
Ama dedim ya...
O zaman!

*****

GÜNÜN SORUSU

CHP�de Genel Başkanlık için önce Süheyl Batum�un ismi gündeme geldi; ardından iş adamı Umut Oran, dün de Prof. Dr. Tolga Yarman aday oldu. Hepsi iyi, güzel isimler de... Sormak istiyorum:
Baykal gibi bir �kurt�u yenmek için biraz geç kalmadınız mı?


*****


Cumhuriyet de darbeymiş!

AKP�nin kapatılması sürecinin demokrasiyi yaralayacağını düşünen TV NET isimli bir televizyon kanalı, Cumhuriyet Gazetesi�nin �Tehlikenin farkında mısınız?� sloganlı reklamlarına gönderme yapan reklam filmleri çekmiş...
Bu şifreli kanalın söz konusu reklamlarını dün internette bulup izledim...
Ekranda önce bir saat kadranı beliriyor...
Bu kadranın üzerinde; 1923, 1960, 1971, 1980, 1997 ve 2008 tarihleri bulunuyor...
Yelkovan kadranın üzerinde döndüğü sırada tok bir erkek sesi konuşmaya başlıyor:
�Türkiye�nin enerjisi ve zamanı yasaklarla çalındı. Biz bu oyunda yokuz. Tehlikenin farkındayız. Demokrasiden yanayız!�
1960, 1971 ve 1980; darbe tarihleri..
1997 ise 28 Şubat... Yani dincilere göre o da darbe yılı!
2008�i de anlıyoruz, çünkü AKP�ye kapatma davası açıldı; bu da �darbe!�
İyi de Türkiye Cumhuriyeti�nin kurulduğu 1923 yılının �darbeler saati�nde ne işi var?
Ne işi olduğunu ben söyleyeyim:
Türkiye Cumhuriyeti�ni, kuruluşundan bu yana içlerine sindiremeyen bazı çevreler, 1923�ü de �darbe� olarak görüyor...
TV Net�in tek farkı, bunu açıkça ve ilk kez dile getirmesi!
Türkiye Cumhuriyeti�nin tüm kurucularına ve Mustafa Kemal Atatürk�e yapılan bu saygısızlık, günlerdir RTÜK�ün gözü önünde sürüyor...
Ama ne hikmetse kimse �Dur� demiyor!
Yazıklar olsun!

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (12) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 36 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Darbe olmasın ama hukuktan ne istiyorsunuz? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 28 Mart 2008
Bugün veya yarın, artık Türkiye’nin 2000’li yıllarda (artık 3000’li yılları bilmem, o zaman imkânsız olur zahir) bir darbe daha yaşamaması gerekiyor, bu kesin... Onun için de darbe çağrısı yapan veya buna ortam hazırlamaya kalkan herkese toplum olarak karşı çıkarız, bu da kesin... (Olmalı...)

Ama henüz davası açılmamış, iddianamesi bile olmayan bir soruşturma konusunu; Ergenekon’u ve bu örgütte adı geçenleri, soruşturma bitmeden, dava bitip suçlar sabitleşmeden “İşte bu örgüt ve şu, şu kişiler darbenin hazırlığını yapıyordu” diye yazmak yanlış olduğu kadar herhalde yasalara göre de suçtur.

Bu bol miktarda yapılıyor...

O da yetmiyor çook büyük, anlamsız ve dayanaksız bir adım daha atılıyor; “AKP’yi indirmek için darbe yapamayanlar bu kez hukuk darbesine kalktı” deniyor.

Yani “Madem ki ortada açılmış bir dava vardır, bir siyasi parti, hangisi olursa olsun ve aldığı oy da ne olursa olsun, eğer mevcut yasalara göre suç sayılacak eylem ve söylemlerde bulunmuşsa herkes gibi bunun hesabını vermelidir. Çıksın ve bunların aksini ispatlasın. Bütün partiler hukuka uymak zorundaysa, hukukun üstünlüğü söz konusuysa görevi budur” diyorsanız darbecisiniz. Hatta muhtemelen “Ergenekoncu”sunuz...

Gazeteci, sanayici, şoför farketmez, birileri böyle olduğunuzu devamlı söylüyor, yazıyor, demek ki öylesiniz(!)

Hepsi bu kadar değil, tekrarlayıp durduklarına göre, onların hesaplarına ve söylemlerine göre Yargıtay Başsavcısı ve daha şimdiden Anayasa Mahkemesi de darbeci (belki onlar da Ergenekoncu!!)...

Dinci medya başta olmak üzere son birkaç gündür haber ve köşe yazılarında (hatta karikatürlerde), TV programlarında “kapatma davası“nın bir “hukuk darbesi”hatta sadece “darbe” olduğunu işleyen, adeta beyin yıkama yapan genişçe bir grup var.

Onların haline baktıkça AKP’nin bir zamanlar önemli isimlerinden birinin “Eldeki medyayla yetineceklerini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. AKP medyanın tümünü, bunu yapamazsa yazarlarının büyük kısmını ele geçirecek ki ona karşı direnç azalsın. Yakında onlara yakın gazete ve TV’ler daha da artacak “ dediğini hatırlıyorum hep... Çok değil, birkaç ay önceydi...

Bu “kapatma davasının bir darbe” olduğunu söyleyen meslektaşların bir kısmı “AKP Mahkeme’ye savunma vermemeli” önerisinde de bulundular.

HALKI KIŞKIRTARAK...

Dini yazılar da yazan bir profesör iki gün önce köşesinde ” laikliği bir din, yüksek hakimleri ise o dinin ruhanî başkanı “ olarak empoze ediyor, laiklerin de bu ruhanî başkana bağlı olduğunu, bunların diğer insanlara hayatı zindan ettiğini” filân anlatıyor, sonunda da Almanya Anayasa’sını örnek göstererek halkı açıkça direnmeye, karşı koymaya çağırıyordu. Yani okuyunca insan “Eh, bu kadarına da pes doğrusu, yalanın, dolanın, sorumsuzluğun sonu yok” diyor.

Laiklikten öyle nefretle söz ediyorlar ki okumuş, yazmış koca adamların laikliğin olmadığı bir demokrasinin demokrasiden başka herşeye benzeyeceğini bilmediklerini düşünürsünüz.

Yüksek yargıdan öyle nefretle söz ediyorlar ki hukuksuz bir ülkede yaşamak istiyorlar sanırsınız.

Halkı öyle kışkırtıyorlar ki bir iç savaş çıkmasını istediklerini sanırsınız.

Peki, darbe istemiyoruz tamam. Ama yargının denetim görevini yapmasına bile “hukuk darbesi” diye karşı çıkarsanız, bir yandan da “AKP’nin ciddi hatalar yaptığını” söylediğinize göre (o parti veya bu parti, eğer ciddi hatalar yapıyorsa) bu hataları kim durduracak?

“Seçimde halk önler” diyorsunuz, bir 4 yıl daha o hatalar 22 Temmuz sonrasında olduğu gibi cesurca sürdürüldüğünde, bırakın herşeyi bir yana; çocuk yuvalarının başından devlet kuruluşlarının tepesine kadar bir imam kadrolaşması ve eğitimdeki hedefler tamamlandığında kalsalar ne olur, gitseler ne olur?

Biraz düşünün yahu, akıl tutulmasına mı uğradınız yoksa gidecek bir başka vatanınız daha mı var?

Hukukla uğraşacağınıza AKP’yi iddianameyi çürütmeye, iddiaların aksini kanıtlamaya çağırsanız daha akıllıca olmaz mı?

Baksanıza dava açılsa bile zaten yıllarca sürecekmiş...

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (10) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 43 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 28 - 36 Toplam: 268
Bakırkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy Bakırkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy