Cuma, 29 Ağustos 2008
Bakırköy Belediyesinde dışarıda görevli kaç araç var ? PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Perşembe, 27 Mart 2008

Belediye araçlarının ne işi var bu semtler de.Image

 


 

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 111 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
Devamını oku...
 
Toplantı... PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Perşembe, 27 Mart 2008

Toplantı...



- Beyler, borsa düşüyor...

- Sezer�in işidir, o yaptı diyelim.

- Sezer emekli oldu birader...

- Başsavcı�nın yüzünden diyelim.

- Bak, o olur...

- 10 milyar dolar kaçırdı diyelim.

- 20 diyelim, 20!

- Bi dakka arayayım şu şişmanı, "Alo, benim ben... 25 milyar dolar kaçırdı diye yaz... 35 mi yazdın? İyi, değiştirme o zaman, 35 milyar dolar kaçırdı yaz... Öbürlerini de ara, onlar da yazsın."

- Dolara n�apçaz?

- 2 sıfır daha atalım.

- Kalmadı ki sıfır... Dedim ben size, bi defada 6�sı birden atılmasın diye, 4�ü atılsaydı, 2�sini de şimdi atardık, yırtardık.

- Valla hiç boşuna kafa yormayalım arkadaş, direkt Euro�ya geçelim, herkes Euro kullansın, indi çıktı stresi olmaz.

- Riyal�e geçsek...

- Dur be kardeşim! Zaten başımız dertte, riyal miyal yumurtlama...

- E canım, İran Riyali demeyiz, Suudi Riyali deriz, ne var bunda? Hacılara da kolaylık olur. Bi taşla iki kuş.

- Kürşat, çıkar şunu kardeşim toplantıdan, gözünü seveyim...

- Gel abi sen, hava alalım biraz.

- Malezya Ringgit�i desek...

- Abi, ölümü öp, çıkalım!

- Tövbe tövbe, ne diyoduk?

- Dolara n�apçaz?

- Başsavcı maaşını komple dolara yatırdı, pariteyi kasten zıplattı diyelim.

- Yerler mi?

- Yemesine yerler de, adamın maaşı 4 bin lira falan... Bizim maaşları da kurcalarlar sonra, akıllarına getirmeyelim.

- Şimdi bakın şöyle yapalım... Başsavcı bu işi çıkarınca Dow Jones düştü, petrol fiyatları yükseldi, petrol yükselince dolar da yükseldi diyelim.

- Hay aklınla bin yaşa!

- İşsizliği de savcıya yıksak mı?

- Yık sen, yık...

- İtiraz edene kömür takviyesi yapın, içeri girenlerin fotoğraflarını da koyun, ülkeyi yıkcaklar, ekonomiyi batırcaklar falan deyin.

*

- Abi...

- Ne?

- Borsa yükselişe geçti...

- Yapma!

- Valla... Dolar da iniyor iyi mi.

- İstikrar deyin o zaman... Ara şişmanı, istikrar yazsın. Piyasa, Başsavcı�ya kulak asmadı yazsın... Çok fena rezil oldu desin.

- İşsizliğe ne desin?

- Onu demesin.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (6) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 40 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Bir gazete için en acı durum "kullanılmak"tır PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Perşembe, 27 Mart 2008
Bir gazete için en acı durum "kullanılmak"tır

Ne yazılırsa yazılsın, ne söylenirse söylensin, kimse önyargılarını değiştirmeye niyetli değil.
Gerginliklerin had safhaya çıktığı kriz dönemlerinde, kamuoyu yapılanmaları kemikleşir. Aklın ve gerçekçiliğin yerini kamplaşmalar alır.
Ama gelişmiş toplumlarda yine de bu genel tablonun dışında kalmayı ve "Bağımsız-bağlantısız-özerk düşünce" nin sesi olmayı sürdürebilen düşünce merkezleri vardır.
Ancak toplumdaki genel kamplaşma akımının dışında kalmaya çalışan bu düşünce merkezlerinin varlığı da, birilerini öfkelendirir. "Neden herkes bizim gibi düşünmüyor" söyleminin sahipleri, özerk ve bağlantısız kalmaya özen gösteren düşüncelerin sahiplerine de öfkelenir.
Böyle dönemlerde "hukukun üstünlüğü", "çoğulcu demokrasi", "kanun önünde herkesin eşit olması" ve "şeffaflık" benzeri temel ilkelere sadakat, kamplaşanları tatmin etmez.

Yaşananlar
"İktidara muhalefet ediyoruz" gerekçesiyle bazıları, demokrasinin vazgeçilmez öğeleri olan sivil siyasetçileri, seçimleri ve hatta seçmen kitlelerini aşağılayarak, anayasal demokrasiyi yıkmaya çalışanlara destek verebilirler. Daha da acısı, mesleki bir deformasyonun sonucu olarak, demokrasi düşmanı güçler tarafından kullanılabilirler de.
Türkiye'de siyaset ve düşünce dünyası, bu kamplaşmaları geçmişte fazlasıyla yaşadı.
Medya da bu kamplaşmaların dışında kalamadı. Son olarak 28 Şubat 1997'de başlayan "postmodern darbe" sürecinde medya tek sesliliği ve rekabetsizliği kartelleşerek topluma pompaladı.
Bu dönemin basındaki kazazedesi SABAH oldu.
Kuruluş felsefesinde yükselen değerler olarak sivilliği, demokratlığı, çok sesliliği, serbest rekabeti, dünyalılığı benimsemiş olan SABAH, 28 Şubat döneminde Ankara'daki iktidar kavgalarının bir aracı olarak kullanıldı. Kartelleşmeyi, militarist olmayı, toplum mühendisliğine alkış tutmayı yeğ tutarak, kendi kuruluş felsefesini inkâr etti.

Alınan dersler
Bu dönemin sonunda kendi kurduğu gazeteyi yitiren Dinç Bilgin, yaşanan çarpıklıkları verdiği demeçlerle defalarca anlatmış bulunuyor.
Siyaset ve düşünce hayatında yeni bir kamplaşma sürecine girilen bu ortamda, SABAH geçmiş acı deneylerden en fazla ders almış olması gereken yayın organıdır.
"Kullanılma"nın acı sonuçlarını en dramatik biçimde yaşayan ve içine düştüğü krizi mülkiyeti üzerindeki tartışmalara bile yansıyan SABAH'ın genlerinde, "dün" acı bir hatıra olarak durmaktadır.
İktidarlar geçicidir. Ama çoğulcu anayasal demokrasinin temel ilkeleri, basın özgürlüğünün de güvencesi olarak, kalıcı olmak durumundadır.
SABAH'ın bu dönemdeki başyazarı olarak, ben de bir kampın içinde yer almamaya, özgür ve özerk kalmaya, toplum mühendislerinin taşeronu durumuna düşmemeye özen gösteriyorum. Olabildiğince önyargılardan, saplantılardan ve klişelerden arınmış biçimde, sivil ve çoğulcu demokrasiye bağlı olarak, yurt ve dünya olaylarını yorumlamaya çalışıyorum.

Kopenhag Kriterleri
Biz SABAH olarak kendi içimizdeki çok sesliliği de koruyabildiğimiz ölçüde, hem mesleğimize, hem de ülkemize karşı sorumluluklarımızın gereklerini yerine getireceğiz.
Halkı küçük görmek de, hukukun üstünlüğünü görmemek de bizim meslek anlayışımızda yok.
"Kopenhag Kriterleri" diye bilinen liberal demokrat siyasal ve ekonomik modelin, Türkiye'nin hep ulaşmaya çalıştığı "Çağdaş Uygarlık Düzeyi" nin çerçevesini oluşturduğunu düşünen bir yazarın yorumlarını bu sütunda okumaktasınız.
Biz mesleğimize ve ülkemize bu özeni gösterebildiğimiz sürece, SABAH gazetesi Türk basınında bir deniz feneri gibi, özgürlüğün, çok sesliliğin, hoşgörünün, dünyalılığın, aydınlığın kaynağı olacaktır.
SABAH'ı okuyarak güne başlamak alışkanlığı, diğer basının yöneticileri için de "acaba nerede hata yaptık" sorusunun cevabını bulmanın yolu olmayı da sürdürecektir.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 28 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Bana da bilgi sızdı PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Perşembe, 27 Mart 2008
Bana da bilgi sızdı


ÇOK eskiden, yani henüz "irticacılar" bir numaralı "tehlike" değilken...

Memleketin en belalı kesimini "kızıl komünistler" oluşturuyordu...

O zamanlar, sık aralıklarla ve gayet alışkın bir kayıtsızlıkla "komünist tutuklaması" adı verilen operasyonlar yapılır ve her tutuklamada "kızıl yoldaşlar", Birinci Şube�ye çekilirdi...

Ne demiş İsmet Özel?

"Bir imparatorluk genişliğindeki gençliğim sırasında / Kadınlardan daha çok birinci şubeye vardım."

Neyse...

O zamanlar "komünist olmak" ile hayatta en az bir kere "Parmaksız Hamdi" namındaki polis şefinin işkencesinden geçmek arasında mutlak bir paralellik kurulurdu...

Ancak... Her tutuklama furyasında, "tescilli komünist" olduğu halde tutuklanmayan birkaç yoldaş olurdu...

İşte bu durumda bir "amansız kuşku", yoldaşlar arasında önü alınamayan büyük fitnenin fitilini ateşlerdi...

"Ulan hepimiz gözaltına alındık... Ama bu herife kimse dokunmadı... Yoksa? Yoksa? Bu herif polis mi?" şeklinde özetleyebileceğimiz kuşku, yoldaşların beynini yer bitirirdi...

Bu beyin kemirmesi yüzünden, kim bilir nice bahtsız yoldaş, örgütünden dışlanıp kullanılmış bir mendil gibi bir kenara fırlatılmıştır.

* * *

Ergenekon operasyonunun son aşamasında...

"İlhan Abi - Kemal Bey - Doğu Yoldaş" üçlüsüyle birlikte gözaltına alınmak gibi bir şerefe nail olmak için can atan büyük mücadele adamı Tuncay Özkan biraderimizin muazzam çırpınışlarını görünce...

Yakın tarihimizdeki o "bahtsız yoldaşlar" ve onların trajedisi geldi aklıma...

Ancak...

Hemen söyleyeyim:

Bizim Tuncay biraderimizin yaşadığı trajedi ile o "bahtsız yoldaşlar"ın trajedisi arasında hiçbir benzerlik yoktur...

Nereden mi biliyorum? Bana sızan bilgiden...

* * *

Kabul ve takdir edelim ki...

Ergenekon soruşturmasından sızan büyük sızıntının "aslan payı"nı kapma hakkı, gayet anlaşılır nedenlerden dolayı, "Star / Yeni Şafak / Şamil / Fehmi Koru" markalarına aittir...

Ve yine kabul edelim ki...

Bu sızıntıdan bana düşecek olan, "sersem bir bilgi kırıntısı"ndan fazlası değildir...

Yani... Benden öyle ortalığı karıştıracak, paradigmayı iflas ettirecek, sistemi göçertecek, ortalığı karıştıracak bir ifşaat beklenmesin...

Bana sızan alçakgönüllü sızıntı şudur:

Uzun saçlı, küpeli ve de bilgisayar kullanmayı bilen zamane polisleri, Tuncay Özkan biraderimizi bilerek ve isteyerek Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına almamışlar...

Bundan maksat, Tuncay Özkan biraderimizin, "İlhan Abi ile birlikte gözaltına alınıp sorgulanmak" şerefine nail olmasının önüne geçmek imiş...

Yani... Tuncay Özkan�a Ergenekon�dan gözaltına alınma şerefinin bahşedilmemesi için ant içilip ayna kırılmış...

Yine bana sızan bilgiye göre... Tuncay kardeşimiz gözaltına alınacakmış alınmasına ama... Bu ideolojik bir nedene dayandırılmak yerine... "Pek kötü fena ve de ayıp işler" şeklinde özetlenebilecek eylemlerin odağı olmak nedenine dayandırılacakmış...

SİBEL Mİ HAKLI EMİNE Mİ?

EMİNE Şenlikoğlu ile Sibel Can arasında baş gösteren feci eğlenceli polemiğe takılıyor musunuz?

Ben fena halde takılıyorum...

Olay şu: Emine Hanım, "İslami kesim Sibel Can�ı beğenmiyor" dedi...

Bunun üzerine Sibel Can da yanıtı yapıştırdı: "Beni herkes beğenir..."

Peki kim haklı? Emine mi? Sibel mi?

Vallahi Emine Hanım haklı mı değil mi bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da Sibel Can�ın fena halde haksız olduğu...

Çünkü...

Daha önce "İslami kesim Sibel Can�ı çok beğeniyor" dendiğinde...

Sibel Can bu bilgiyi hiç sorgulamamış, "Tabii beğenecekler ayol... Kaymak gibiyim maşallah" diye yanıt vermişti...

Şimdi Sibel Can�a soralım: İslami kesim Sibel�i beğeniyor bilgisine inanıyorsun da, beğenmiyor bilgisine neden inanmıyorsun?

Ne yani? Şimdi sana Hoca Nasreddin�in "Kazan doğurdu / Kazan öldü" fıkrasını mı öğreteceğiz?

Ergenekon�a marş aranıyor

BİR Acaba Ziya Gökalp�in "Ergenekon yurdun adı / Börteçine kurdun adı" diye başlayan şiiri fazla naif mi kalır?

İKİ Düşünün... Gece yarısı bir ulusalcı yazar, 90 metrekarelik evinde volta atıyor... Ve dudaklarında bir Livaneli bestesi: "Saat bir yoksun... İki... Üç... Yok... Dört... Yok."

ÜÇ Anti Ergenekon cephe için Teoman elini taşın altına soksa ve "Ergenekon�a kızdım / Köye taşındım" nakaratlı bir beste yapsa nasıl olur?

DÖRT Belki de Cumhuriyet�in Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay�ın, "Feci Selami Şahin esprileri"ne benzeyen esprilerinden birini yapıp, "Ergenekon / Her yere kon" şeklinde bir mani düzmesini beklemeliyiz...

BEŞ Ya da en iyisi Veli Küçük, mahpushanede, "Bir erke dönergecim vardı benim / Bilyelerim, bombalarım, topacım" diye dizeler attırsın...

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (12) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 33 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Gül yarın DSP lideri Sezer'le görüşecek PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Perşembe, 27 Mart 2008
ImageCumhurbaşkanı Abdullah Gül, muhalefet liderleriyle yaptığı görüşmeler çerçevesinde, yarın DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ile görüşecek.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (10) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 45 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Nisan 2008 )
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 37 - 45 Toplam: 268
Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy