Cumartesi, 30 Ağustos 2008
Kilit Albay Ali Öz, görevden alındı PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Çarşamba, 26 Mart 2008

ImageTrabzon İl Jandarma Komutanı görevindeyken Hrant Dink’in öldürüleceği ihbarına karşın herhangi bir işlem yapmamakla suçlanan Bilecik İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz, görevinden alınarak Bursa Jandarma Bölge Komutanlığı emrine verildi.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 57 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Nisan 2008 )
Devamını oku...
 
Darbe resmen belgelendi PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Çarşamba, 26 Mart 2008
Image
“Darbe günlükleri”nin Örnek’in bilgisayarından elde edildiği kanıtlandı. İşte Taraf'ın manşetten duyurduğu haber...

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (7) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 115 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Nisan 2008 )
Devamını oku...
 
ıÇağın en güzel gözlü maarif müfettişiınin okulunda yaşananlar! PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Salı, 25 Mart 2008
VATAN bir süre önce Gaziosmanpaşa Özel Şefkat Koleji�ndeki türban skandalını fotoğraflamıştı. Kılık Kıyafet Yönetmeliği�ndeki açık yasağa rağmen, okuldaki kız öğrencilerin büyük bir kısmı derslere türbanla giriyordu.

Milli Eğitim müfettişleri soruşturma başlattı ve �Okulda yönetmeliğe aykırı bir durum olmadığı�na karar verdi!

Belgeyse belge, fotoğrafsa fotoğraf!

Ama Bakanlık bir türlü inanmadı (!) bu duruma...

Ve her nedendir bilinmez, okul yönetimini aklayıp dosyayı rafa kaldırdı!

***

Yasa-yönetmelik takmama hali, sadece bu okulla sınırlı kalsa iyi...

Şimdi yazacaklarım İstanbul�un göbeğindeki Etiler Hasan Âli Yücel İlköğretim Okulu�nda yaşandı...

Hani şu Can Yücel�in babası, �çağın en güzel gözlü maarif müfettişi�, ülkemizin gelmiş geçmiş en başarılı Milli Eğitim Bakanı�nın adını taşıyan okulda!

Öğrenciler, 21 Mart Cuma günü üçüncü dersteydiler ki sirenler çalmaya başladı. Büyük sınıflara gidenler Müdür Bey�in talimatıyla zemin kattaki koridorda toplandı. Küçükler ise sınıflarında ayağa kalkarak, dışarıdaki törene katılmak zorunda bırakıldı.

Mikrofondaki bir ses önce tüm öğrencileri saygı duruşuna davet etti, ardından bayrak törenine ve İstiklal Marşı�na geçildi.

Bunlar bitince bir öğretmen �günün anlam ve önemi hakkında� konuşmaya başladı...

Nevruz Bayramı�nı kutluyorlardı!

Dikkat edin:

Nevruz hakkında öğrencilere bilgi vermek değildi amaç; okulun Güneydoğulu Müdürü bunun yerine �resmi bir törenle kutlama� yı uygun bulmuştu!

Bir-iki öğretmen bu duruma itiraz edecek oldu ama fırçayı yedi!

Sonra ne mi oldu?

Çocuklar birkaç ders daha yapıp, hafta sonu tatili nedeniyle bir kez daha İstiklal Marşı�nı okuyup evlerine dağıldı!

***

Nevruz bir şenlik... Bir coşku...

Asla �resmi bayram� değil!

Ama bunu takan kim?

Müdür Bey kral ya; öyle istemiş canı...

Varsın başka hiçbir okulda böyle bir tören olmasınmış; o yaparmış!

***

Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik...

Sorumluluğunuzda bulunan okullar; şu ya da bu grupların baskısıyla tamamen kontrolünüzden çıktı...

Çocuklarımız yasa-yönetmelik takmayan tarikatların, siyasetçi müdürlerin ellerinde oyuncak haline geldi!

Tamam; ne yaparsanız yapın, �çağın en güzel gözlü maarif müfettişi�nin koltuğunu dolduramazsınız...

Ama en azından bu ülkenin yasalarının, yönetmeliklerinin uygulanmasını sağlayabilirsiniz!

Çünkü bu, sizin bir numaralı göreviniz!

******
BOYALI BAKAN!

Siz hiç ülkemizi ziyaret eden herhangi bir bakanın, ata sporumuz olan �yağlı güreş� yapmaya kalkıştığını gördünüz mü?

Göremezsiniz... Çünkü devlet adamları bu tür �yerel gösteriler�i sadece izleyip, alkışlar...

Hiçbir gerçek devlet adamı, Kürşad Tüzmen gibi sırf �şirin görünmek� uğruna başından aşağı kırmızı boya döktürmez!

O etkinlik sırasında ortaya çıkacak görüntülerin sadece kendisini değil, temsil ettiği devleti de komik duruma düşüreceğini bilir!

Ama bu, Kürşad Bey�in umrunda bile değil!

Yazık!

*****
GÜNÜN SORUSU

Askerlerin söylediği �Her Türk asker doğar� sözüne karşılık, DTP�liler de �Her Kürt gerilla doğar� sloganını üretmiş...

Bu ülkede doğan herkesin ille de silah üreticilerine çalışması mı gerekiyor?

*****
İmtiyaz isteyeni tehdit edeceğinize, açıklasanıza!

Başbakan her başı sıkıştığında sarıldığı silahı yine kınından çıkardı... Beyefendi gittiği her yerde bağırıyor, ardından da ekliyor:

�Benim öfkem halka değil, imtiyaz (ayrıcalık) isteyenleredir!�

***



Sayın Başbakan...

Devlet adamlarından, hele hele bir Başbakan�dan �imtiyaz istemek� kimsenin haddi değildir!

Bu, yasalarımıza göre suçtur...

Eğer sıkça dile getirdiğiniz gibi gerçekten sizden imtiyaz isteyen birileri varsa, çıkıp isim isim açıklayın!

Ama bunu asla bugün yaptığınız gibi �siyasi baskı aracı� olarak kullanmayın!

Haydi; dökün artık eteğinizdeki şu taşı da kimmiş bu imtiyaz tutkunları görelim!

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (9) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 37 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
İhtilal komiserleri gibi (2) PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Salı, 25 Mart 2008
Bu başlığı �Ergenekon soruşturmasıyla ilgili son gözaltı olayları�nı kastederek attığımı düşünen birkaç kişi hemen bilgisayara koşmuşlar:
�Neden kapatma olayında bu benzetmeyi yapmadınız?�...
Nedenlerden biri �yüksek mahkemeler ve onların hakimleri/savcıları ile diğer mahkemeler arasındaki fark�, bunu yarın anlatacağım. Diğeri ise bu başlığın tamamen başka bir sebeple kullanılmış olması...
Bazı gazete ve gazeteciler Başsavcı Yalçınkaya�nın şeceresini araştırıyor, Fransız ihtilali sonrasının baskı ve kargaşa ortamındaki işgüzar komiserlerden, jurnalcilerden farksız bir tavırla
aile bağlantılarını ortaya döküyorlar.
Hangi aileden gelirse gelsin, hangi şart içinde olursa olsun
görevini yapan birine karşı neyi ispatlayacaklarsa?

ALLAH�TAN KORKMADAN...

Bir de tutturmuşlar �Milletin değerlerini hiçe sayanlar� diye... Söylediklerine ispat olarak neredeyse Türkiye�nin tüm hukukçularını, toplumun yarısından çoğunu Allah�tan bile korkmadan, utanmadan �dinsiz, imansız� ilan edecekler.
İnsanların bu sözlere inanmadan önce �Hangi değerler hiçe sayılıyor� diye sorması lazım. Ezan mı yasaklanıyor, namaz kılmak, oruç tutmak, Kur�an okumak, Hac�ca gitmek mi, dinî bayramlar mı, ne?
Türk insanının çoğunda değerler ortaktır ama tek değer olarak �kadının kafasını örtme�yi görenler hiç çekinmeden Türkiye�yi din ve laiklik ekseninde bir çatışmaya sürüklemek, insanları birbirine düşman etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
Mesela Başbakan�ın Nisa Suresi 43. Ayet�ten (kendisi �fıkra� demiş ama) söz ederken �Bir fıkra var ya, �namaza yaklaşmayınız� diye... Başını söylemiyor, sadece arasını cımbızlayıp alıyor� demesi ne ifade ediyor, anlayabildiniz mi?
Bu fıkra (!) ya göre acaba kim ayetin baş kısmını almayarak sadece �namaza yaklaşmayın� diyor, namaz da mı onun tekelinde? Tayyip Erdoğan niçin ayetlerin başını, sonunu keserek bunları birilerine mesaj olarak kullanıyor?
Kur�an onun siyasi mesajları için mi indirilmiştir, yaptığı en azından dinen günah değil mi?
Gelelim, meslektaşlarını hedef gösteren gazetecilere... Bunların bir kısmı Ergenekon soruşturmasındaki detayları ve yakın gelecekte olacakları çok iyi bilirken Fehmi Koru gibi bazıları da açıkça Cumhuriyet�le birlikte Hürriyet, Milliyet ve Vatan�ı da hedef gösterdiler.

KORU YÖNÜ ŞAŞIRMIŞ!

Fehmi Koru�ya göre kendisi gibi hükümetle ve Cumhurbaşkanı�yla kanka olan gazeteciler �demokrasi (!) mücadelesi� veriyor (ki asıl demokrasi mücadelesini ancak iktidarlarla el ense olmayan, �doğru haber, doğru eleştiri� görevini yapabilen gazeteciler verebilir), diğer gazeteler ise �ülkeyi sonu belli olmayan bir istikamete sürüklüyor�.
Oysa sonu belli olmayan istikamet �Cumhuriyet ve laik rejimi koruma yönü� değil, İran�a, Mısır�a, Suudi Arabistan�a bakan istikamettir. Fehmi Koru yönleri şaşırmış.
Onun da içinde olduğu birkaç kişi kimlerin tutuklanacağını (ya da tutuklanmasını istedikleri gazetecileri) gayet iyi bilir ve açıkça işaret ederken genelde basının Ergenekon soruşturması ile ilgili bilgisi yok...
Hatta ortada açılmış bir dava ve iddianame bile olmamasına rağmen medyaya �konuyu tartışma yasağı� getiriliyor.
Basının �haber alma ve verme, tartışma hakkı� kısıtlanırken birkaç gazeteci �en özel� haberleri alıyor, veriyor.
Ne iş ama?
Ali Bayramoğlu�nun 21 Mart Cuma günü yazdıkları ise �demokrat� olduğunu iddia edenlerin demokrasiden çook uzak düşebileceğinin bir başka kanıtı gibi...
Bayramoğlu, Radikal�de Gökhan Özgün�ün yazdıklarını �özün özünü mükemmel bir şekilde dillendirmiş� diyerek köşesine almış. Biz de alalım:
�Bu tuzağa düşmeyin. AKP�nin kapatılma davasını bir münazara mevzuu haline getirmeyin. Bunun �hukuki� olduğunu söyleyenlerle tartışma programlarında aynı masaya oturarak olanı biteni meşrulaştırmayın (...) Tarafınızı seçin ve orada durun.�
Bu sözlerin �mükemmel� olarak değerlendirilmesi gerçekten çok acı değil mi? Demek ki bu anlayışa göre ben �hukuki� diyorsam, Ali Bayramoğlu �siyasi� diyorsa, iki farklı görüşte yazar aynı masaya oturup tartışmamalı...
�Taraf� olmalıyız. �Düşman� olmalıyız.
Aynı anlayışa göre hiçbir münazara yapılamaz. Aynı anlayışa göre Türkiye tarafından Ermeni olaylarını tartışmak üzere davet edilen Ermeni tarihçilerin �Bizim tezimizi kabul etmezseniz masaya oturmayız� demesi de haklı bir kaçma gerekçesidir.
Bu saatten ve buna benzer yazılardan sonra farklı görüşte olmamıza rağmen aynı masaya oturduğumuz veya dost saydığımız kişilerle düşman mı olacağız acaba?
Artık her şey beklenebilir.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 28 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Ne rövanş ne misilleme kısasa kısastır! PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Salı, 25 Mart 2008
İnsan gülerek ölebilir ve gıdıklamak, bir işkence türüdür. Son günlerde yaşanan vahim gelişmeler, bence Türkiye’de hukuk devletini ve insan haklarını gıdıklayarak demokrasiyi gebertmeyi amaçlıyor!

Diyeceksiniz ki hukuk devleti, insan hakları, demokrasi canlı mıdır ki, insan gibi güldürerek öldürülebilsin. Cevabım, “Evet!”tir. İnsanlar tarafından, insanların uygar, çağdaş, özgür ve eşit yaşaması için kurgulanan bu kavramlar, zaten Türkiye’de insan varlığının bir parçası olamadığı, içselleştirilemediği için, en fazla entel caka satmaya yarıyor, dışarlak yoğruluyor, yakaya façaya takılıyor.

Hukuk devleti, insan hakları ve demokrasi, insan beyninin öğüttüğü undur.

Kafalarını da içine katıp yoğursalar, yerli ya da yabancı, belki tutacak hamur. Türkiye’de ya elde ya dilde geziyor, gırtlak ve ses borusundan yukarı çıkamıyor.

Son olaylarda, memlekette beyin diye geçinen dalaklar böyle bir üretimi yapamadığı gibi, AKP iktidarını bu kavramları kullanarak savunanların yakalarından aktı, paçalarından pul pul döküldü, pişmemiş demokrasinin çiğ hamuru.

***

Türk basınına Cumhuriyet okulundan yetişmiş bir gazeteciyim ben. Aynı okulda yetişip, bugün İlhan Selçuk ve Cumhuriyet Gazetesi’nin üzerinden hukuk devletini tokatlayan uygulamaları, Güngör Mengi’nin yerdiği gibi “...ama” diye devam eden sahte tarafsızlıkla yeremem.

Tarafım.

İlhan Selçuk ve Cumhuriyet Gazetesi’nin, doğrularıyla yanlışlarıyla Türkiye’de laik bir cumhuriyete inananların matrisi olduğunu düşünüyorum. İster cefasını çekin, ister sefasını sürün, o matrisin eşiğini aşmak, laik cumhuriyete vefayı ezip geçmek olmalı.

İlhan Selçuk’un gözaltına alınış biçimi, yerel hukuka ve evrensel insan haklarına aykırıdır. Mahkemeye bile çıkarılmadan serbest bırakılması ise herkesin, herhangi bir gerekçeyle evi dağıtılıp, içeri alınıp, saatlerce sorguya çekilebileceği gözdağıdır.

İşte bu gözdağı, malumu ilanla Türkiye’nin hukuk devleti olamadığını tescillemiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’ye kapatma davası açtığı cuma akşamından bir hafta sonraki cuma sabahına denk gelen gözaltılar, iki cumanın mübarek raslantısından ibaret değildir. Misilleme olduğu bellidir de, bu misillemenin hukuk adı nedir?

Kısas hukukudur, sayın seyirciler.

İslami hukukun temeli kısas, bir suçluyu işlediği suçun aynısına maruz bırakarak cezalandırmak, başka bir deyişle göze göz, dişe diş adaletidir.

Kafası demokrasiye basmayanlar, yüce devletten söz ederken o yüceliğin şampanya şişesi magnum’dan değil, “Magnus Animus Roma” dan çıktığını elbette bilmez. Oysa çağdaş demokrasi, devletin eşdeğer suç işleyip işlettiği kısastan doğmamıştır. Suçluyu mağdurdan bağımsız yargılama ve suça orantılı standart cezaya dayalı Roma Hukuku geçit vermiştir demokrasiye.

İslami Kısas Hukuku, bir intikam mantığıdır.

Seküler demokrasiyi biçimlendiren Roma Hukuku ise tarafsız adalet mantığı.

Başbakan, adaletten Kısas Hukuku’nu anladığını bir vatandaşın af isteğine “Devlet katili affetmek yetkisine sahip değil. Yetki maktulün ailesine ait” yanıtıyla açıklamıştı.

***

AKP’nin kapatılma davasına aranan kısas, Ergenekon’da bulundu mu, bulunacak mı, henüz bilmiyoruz...

Sözlükte “ergene”ye baktım, maden bulunan yermiş. Başlı başına “kon” diye bir sözcük yok, sadece konmak fiilinde emir kipi var. Yazgülü Aldoğan gibi benim de aklıma Vodafonca bir deyiş düştü:

-Müdürüm ergene konmuş...

-Kondurma!

Kültür yerlerde sürünür, turizm son örneği Bodrum Akyarlar’da olduğu gibi betona gömülürken, peşine koruma ordusu takınca yüzü nurlanıp, Başbakan sırtını sıvazlıyor diye çete uzmanı kesilen Ertuğrul Günay’ın da Ergenekon’daki ilk gözaltılara AKP’nin kapatma davasını kısas gösterdiği düşünülürse...

Herhalde bu ergenede bir maden vardır, ya uçar ya da konar.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (10) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 41 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 64 - 72 Toplam: 268
Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy