Cuma, 29 Ağustos 2008
Adnan POLAT'tan Bomba İsim PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Salı, 25 Mart 2008

 Image

Galatasaray’ın yeni başkanı Adnan Polat, teknik adam için çıtayı yükseğe koydu. Randevuyu da aldı...

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (11) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 57 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
Devamını oku...
 
MHP Grubu PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Salı, 25 Mart 2008

 Image

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında gündemi değerlendiriyor.

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (5) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 27 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Perşembe, 03 Nisan 2008 )
Devamını oku...
 
SAHNEM ONA AÇIK! PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Salı, 25 Mart 2008
ImageSAHNEM ONA AÇIK!

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (2) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 32 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Temmuz 2008 )
Devamını oku...
 
Cumayı cumartesiye bağlayan gece! PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Pazartesi, 24 Mart 2008
Aralarında İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek�in de bulunduğu sekiz kişinin ne olduğu belli olmayan Ergenekon Çetesi soruşturması çerçevesinde gözaltına alınması, AKP iktidarından memnun olmayan ve bunu çeşitli yöntemlerle dile getiren herkeste ister istemez bir �korku� oluşmasına yol açtı...

�Saat 04.30 korkusu� bu yeni duygunun adı!

Bazıları bugün birçok insanın yaşadığı bu ruh halini �paranoya� olarak adlandırıyor...

Onlara kesinlikle katılmıyorum; çünkü �korku� son derece insani ve olması gereken bir duygu...

Ama �paranoya� farklı... Onda tehdit doğrudan size yönelik değildir ama siz kendinizi ille de çevrenizde olması muhtemel her türlü kötülüğün hedefi olarak görür ve paniğe kapılırsınız!

***

Gelelim Türkiye�de olup bitenlere kafa yoran...

Yanlış bulduğu gelişmelere karşı tavır alan...

Bu nedenle iktidar karşıtı sivil toplum örgütlerine üye olan...

İmza kampanyalarına katılan...

Mitinglere gidip haykıran...

Düşüncelerini bulduğu her fırsatta başkalarıyla paylaşan...

Eli kalem tutuyorsa muhalefetini �yazılı belge�ye dönüştürmekten çekinmeyen hemen herkesin iki gündür yaşadığı �Saat 04.30 korkusu�na...

83 yaşındaki kalp hastası bir yazarın, hem de asla kaçma ihtimali yokken gecenin kör vaktinde evinden alınması tetikledi bu korkuyu!

Cumayı cumartesi bağlayan gece birçok evde aynı kuşku yaşandı.

Eşlerden biri diğerine yatmadan önce, �Gelirlerse telaştan unuturuz diye ilaçlarını kapının yanına koydum� dedi endişeyle...

Çocuklar annelerinin-babalarının �alınmaları� ihtimalini o küçücük beyinlerinde tartıp, böyle bir durumda kendi yaşayacakları belirsizliğin paniğine kapıldı!

Babalar bankamatikten para çekip gelmişti eve zaten; �Ne olur, ne olmaz� diyerek...

Anneler babalar oğullarına, kızlarına telefon edip, �E be yavrum, sen de yavaşla artık. Bu kadar hedef etme kendini. Bak milletin umrunda mı; değer mi bunca riske� diye çıkıştı!

Potansiyel hedef konumundaki çocukları onları sakinleştirmeye çalıştı:

�Merak etme, bir şey olmaz!�

Ve cumayı cumartesiye bağlayan gece onbinlerce, yüzbinlerce evde ışıklar sabaha dek sönmedi...

Gözler kapansa da, uykuya dalınamadı bir türlü!

Yatakların içinde dönüp, duruldu...

Usulca birbirine fısıldadı eşler:

�Sahi, bir şey olur mu?�

***

Cumayı cumartesiye bağlayan gece; daha önce 27 Mayıs�ta, 12 Mart�ta ve 12 Eylül�de hissettiğimiz ve bu yüzden genlerimize işleyen �04.30 korkusu� tetiklendi bir kez daha!

Uykusu kaçan onbinlerce, yüzbinlerce vatan sevdalısının her biri bir çeteye üye değildi elbette...

Tek suçları düşünmek, endişelenmek ve paylaşmaktı!

Şimdi onların bazıları ya anne-baba tavsiyesine uyup �pasifleşmeyi� seçecek...

Ya da iyice keskinleşecek, �İnceldiği yerden kırılsın� noktasına gelecek, kendisi gibi düşünmeyenleri dışlamaya yönelecek!

Yaşadığımız sürecin en kötü yanı da bana göre bu...

*****
GÜNÜN SORUSU

AKP�nin kapatılması davası, Ergenekon�la ilintili gözaltılar derken en önemli konuyu gözden kaçırıyoruz:

Türk askeri, Genelkurmay Başkanı�nın muhalefetine rağmen Afganistan�a gönderilecek mi, gönderilmeyecek mi?

*****
Avrupa basınının yaklaşımı!

Her fırsatta �özgürlükler� adına, terör örgütüne ve Türkiye�yi bir din devletine dönüştürmek isteyenlere destek veren Avrupa basını, dün İlhan Selçuk�la birlikte gözaltına alınanlar haberine dün tek satır bile yer vermedi...

AFP ve İtalyan ANSA ajansları ise daha da kötüsünü yaptı...

Bu gözaltıları, �Orhan Pamuk�u öldürmek isteyen çete üyeleri yakalandı� başlığıyla geçti abonelerine...

İşte; Avrupa basınının Türkiye�ye bakışı!

83 yaşındaki duayen bir yazarın gözaltına alınmasıyla ilgilenmedikleri gibi onu �cinayete teşebbüs suçlusu� olarak gösteriyorlar... Buna karşın AKP�ye kapatma davası açılmasını yerden yere vuruyorlar!

Biz de bu çifte standardı görmezden gelip, hâlâ her fırsatta onların adaletini övüyoruz...

Helal olsun hepimize!

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (6) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 37 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
Adalet Bakanı haklı mı? PDF Yazdır E-posta
(0 votes)
Pazartesi, 24 Mart 2008
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Ergenekon soruşturmasıyla ilgili son gözaltılar için “Siyasi sonuç çıkarılması yanlış. Hakim ve savcılar ne yürütme ne de yasama organından talimat alır” demiş. Tam da benim hakim ve savcıların kanun gereği Adalet Bakanlığı’ndan bağımsız olamadığını, ister istemez hükümet baskısı altında kaldıklarını yazdığım gün çıktı gazetelerde.
Talimat alırlar mı, almazlar mı orasını bilemeyiz ama kendilerini “özgür, bağımsız” hissetmeyecekleri kesin... Düşünün, size söyleneni veya sizden bekleneni yapmadığınız takdirde diyelim Ankara’dan Ağrı’ya gönderilme kararınız çıkabilirse bağımsız olabilir misiniz? Adalet Bakanı geçici yetkiyle sizi görevlendirip gönderebiliyor, çekinmez misiniz?
Anayasa’ya göre hakimler talimat almıyor ama şu anda yine Anayasa’ya göre bağımsızlıkları (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu nedeniyle) garanti edilmiş değil...
Adalet Bakanı Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun başkanı. Müsteşarı ise “tabii üye” ve Kurul gündemini de o belirliyor. (Bu nedenle Danıştay’a 2 yıl hakim seçtirilmedi. Şu anda aynı sorun Sayıştay’da yaşanıyor. İstedikleri aday gösterilmezse gündeme alınmıyor.)
Kurul Adalet Bakanlığı binasında... Hakim ve savcılarla ilgili soruşturmaları (eskiden HSYK’nın bağımsız müfettişleri yaparken) şimdi Adalet Bakanlığı müfettişleri yapıyor.
Bütün bu nedenlerle her “Adalet Yılı” açılışında “Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ile Anayasa’daki ilgili değişikliğin yapılmasının önemi” hukukçular tarafından dile getiriliyor ama nedense diğer Anayasa değişiklikleri yapılırken buna hiç mi hiç dokunulmuyor.
O nedenle Adalet Bakanı Şahin’in sözleri gerçeği yansıtmamaktadır, o değişiklikler yapılmadıkça hakim ve savcıların yasama ve yürütmeden bağımsızlığı söz konusu değildir.
Bağımsızlık yalnızca “yüksek yargı kurumları”nda söz konusu olabilir.
Yani... Ergenekon soruşturmasında iddianame olmadan ve sabaha karşı yapılan tutuklamalarla ilgili itirazlara karşı “Hani savcıların işine karışılmazdı” sorusu doğru değil.
“O Başsavcı”yla bu savcının şartları farklıdır.

*****

AKP Mahkeme üyesi mi arıyor?

Birkaç gün önce ziyarete gittiğim arkadaşlarımın evinde kalabalık bir grupla sohbet ettik. Aralarında Ahmet Özal’ın da bulunduğu tanınmış isimler, siyasetçiler vardı.
Biz siyasette son gelişmeleri konuşurken gruptan bir kişinin Başbakan Erdoğan’ın yakın arkadaşı olduğu açıklandı, ben de ismi hatırladım (geçmişte onunla ilgili bir yazı yazmış olabileceğimi de düşündüm.)
O arada Başbakan’ın yakın arkadaşının ben gelmeden önce oradaki siyasetçilere “Anayasa Mahkemesi üyelerinden tanıdıkları olup olmadığını” sorduğu, bunlardan birinin şaka olarak “4 kişiyi tanıyorum” dediği, bunun üzerine o şahsın hemen kalkıp telefon görüşmesi yaptığı anlatılıyor.
Biraz sonra “yakın arkadaş” ile sohbet ediyoruz, bize aktardıkları arasında şunlar var:
- “Başbakan Erdoğan parti büyük olduğu için hakim olmakta zorlanıyor ve partinin içindeki Bülent Arınç gibi daha radikal isimlere meydanı boş bırakmamak için onların söylemlerini destekliyor, bu nedenle giderek radikalleşiyor.
- AKP’de Fethullah Gülen’e yakın olan isim Tayyip Erdoğan değil Abdullah Gül. Onun Cumhurbaşkanı seçilmesinde bile Gülen’in rolü ve desteği var.
- MHP’nin yüzde 30’u da Gülen’e yakın isimler.
- Sabah Gazetesi ile ATV’nin Başbakan’a yakın olan Çalık grubu tarafından alındığı söyleniyor ama aslında rol oynayan ve yakın olan isim o değil, Gül. Ve yine Gülen...
- İstanbul Milli Eğitim Müdürü de cemaate çok yakın bir isim, polisin içinde de cemaat etkili...”
Bunların hepsini arka arkaya söyleyip bir de Milli Eğitim Müdürü için “Böyle bir müdürün şekillendireceği eğitimden ne bekliyorsunuz ki” sorusunu sorunca ben de dayanamayarak ‘Peki memleket bu durumdaysa Başbakan Cumhuriyet ve laiklik konusunda endişe duyan kurumlara ve toplum kesimlerine neden tepki gösteriyor? Bu sistem kendini nasıl korusun’ sorusunu sordum.
“Haklısınız” dedi Başbakan’ın arkadaşı; “Ben de bu ülkeyi seven bir insanım ve ben de bazı konularda endişe duyuyorum”...
AKP’nin kapatma davası iddianamesine cevap hazırlamak yerine Anayasa Mahkemesi üyesi aramaktan, yine Anayasa’yı değiştirmekten, referanduma gitmeye kadar düşündüğü önlemler “her şeyi göze aldığını” ve “her şeyi yapabileceğini” göstermiyor mu acaba?

Bu makaleyi tavsiye et...

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (8) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 53 | Yazdır | E-posta | Devamını oku...

Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 73 - 81 Toplam: 268
Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy Bakirkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy