Dünyamız, bir şey yapmadan çok şey olmaya kalkan insanlarla dolu. Oysa, �yaşamdaki her şeye, büyük bir şey yaparak başlayınız. Ardından yapacağınız tüm küçük şeyler büyük olacaktır� demiş bir düşünür.
Belki de bir şey olmaya değil, bir şey yapmaya çalışmak gerekiyor.
Ve yakından bakıldığında, bir şey yapmaya çalışanların bir şey olabildikleri görülüyor.
Ama bu sentez, Türkiye için geçerli değil.
Türkiye, çoğunluğu hiçbir şeyi öğrenmeden, her şeyi öğretmeye kalkan insanların diyarı.
Yazar, doğru dürüst okumadan yazmaya soyunuyor. Kendisinin okumadığını ve okumayacağını, nasılsa okurlar, diye yazıyor. Asla yazar olamamaklığı yetmiyormuş gibi, kendisini çok iyi yazar sanıyor.
Doktor, iyi doktor olmadan önce ünlü doktor olmaya, sunucu doğru dürüst konuşmadan haber okumaya, memur ve işçi çalışmadan kazanmaya, patron bir koyup on almaya, devlet adamı, adam olmadan devletliğe, milletvekili milleti es geçip vekilliğe özeniyor, Türkiye�de.
Kimse, büyük bir şey yaparak başlamıyor yaşama. Hep küçücük bir şeyle başlayıp büyümek istiyorlar. O yüzden de güdük kalıyorlar hep.
Büyük görünseler de güdük kalıyor ve bu dünyadan geçip gittikleri zaman, hiçbir iz bırakmıyorlar arkalarında. Yapılan tüm küçük şeyleri büyük gösterecek o ilk �büyük şey,� yaşam treninin lokomotifi nedir peki?
İnanç ve tutku, sevgili okurlar.
Eğer sevdiğiniz bir işi, inanarak yapıyorsanız, en önemsiz, en değersiz eylemde bile �büyük� olursunuz. İnanç, neyi, niçin ve hangi amaçla yaptığını bilmek. Yolundan şaşmamak, değişen rüzgârlara karşı bir o yana, bir bu yana savrulmamak, dayanmak, asılmak ve en büyük yargıç, �zaman� karşısında kalıcılık kazanmak yeteneğini sağlıyor bize.
Sevgi ise uğrunda her şeyi göze aldığımız işi en iyi biçimde başarma olanağını.
*** Böyle insanları önce görmezden geliyorlar. Ama onların pırıltısı, mutlaka deliyor karanlıkları, aydınlatıyor önümüzü ve hiç unutulmuyorlar.
Bilmem yanılıyor muyum, ama bana Türkiye�nin en büyük yanılgısı, tam da büyükle küçüğün yer değiştirmesi, küçüğün büyük sanılıp, büyüğün küçümsenmesi.
Arslan Kaynardağ, yaşamını en büyük �şey,� çünkü her şeyi kavrayan felsefeye adadı. Yazılı belleği olmayan bir ülkede, düşünceyi kurumlaştırmaya ve bildiğini öğreterek insanların ufkunu genişletmeye çalıştı. Türk Felsefe Kurumu�nun etkin bir üyesiydi. Bu kurumun tarihini yazdı. �Kadın Felsefecilerimiz,� �Sevgiler de Gündemdedir,� �Eğitim ve Yayın,� �Felsefecilerle Söyleşiler� adlı kitaplarıyla bizlere ışık oldu, yolumuzu aydınlattı.
85 yaşında gözlerini kapattığı dünyamıza bıraktığı düşüncenin izi, ne büyük, ne küçük, sadece kalıcı.
Arslan Kaynardağ, bir gün bu topraklarda hiçbir şey kalmadığı zaman, �burada birileri vardı ve bir şeyler yapmaya çalışmışlardı,� dedirtecek bir tanıklık bıraktı.
Uğurlar olsun.
***** NDS EDEBİYAT ÖDÜLÜ
Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Türkiye�nin aydınlanma çağıyla bütünleşmiş bir kurumdur. Öğrenmek isteyen herkese yaşama büyük bir şey yaparak başlamasını öğreten bu kurum, eğitimin kutsallığını yeni bir meşaleyle zirveye taşıyor ve ülkemizde çok eksik kalan bir etkinlik başlatıyor: 2009 yılından öteye Türkiye�de bir Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü olacak. Daha doğrusu ödülleri. Her yıl Türkçe eser veren bir yazarın, iki yılda bir Türkçeye çevrilen bir yazarın ve çevirmenin ödüllendirileceği edebiyat yarışmasının yönetmeliği, halen NDS yönetimi ve NDS Mezunları Derneği tarafından hazırlanıyor.
Biz Notre Dame de Sion�lular, okulumuzun değerini ve hayatımızda tuttuğu yeri, aldığımız eğitime borçlu olduğumuz düşünce sistematiğinin önemini, yıllar geçtikçe daha iyi anlarız. Okulumuza sevgimiz, zamanla eksilmez, artar.
Böyle bir edebiyat ödülü, NDS�ye çok yakışacak.
Notre Dame de Sion yönetimini ve böyle bir eğitim kurumuna yepyeni bir gençlik, çağdaşlık kazandırmak için inançla, sevgiyle, gönül koyarak çalışan NDS Mezunları Derneği�ndeki arkadaşlarımı candan kutlamak isterim.