Haberler
Cuma, 05 Eylül 2008
Keşke bir ütopyamız olsaydı PDF Yazdır E-posta
Salı, 08 Temmuz 2008
Sözlük açmak zahmetine katlanmayanların bile “gerçekleşmesi olanaksız hayal” anlamında kullandığı ütopya, babası belli ender isimlerden biri. Bernard Werber’in “İzafi ve Mutlak Bilgi Ansiklopedisi”nde okudum: İngiliz yazar Thomas More, 1516 yılında yayımladığı ve hayalindeki ideal toplumu anlattığı kitabına, Yunanca olumsuzluk eki “u” ile yer anlamına gelen “topos”tan yola çıkarak ad koyarken Ütopya’yı yaratmış: Olmayan yer ya da düşülke.

Thomas More’un kitabında Ütopya, hayali bir adanın adıdır. Ve yazar, hayalindeki Ütopya’da 100 bin nüfuslu ideal toplumu yaşatır.

***

Ütopya halkını, aile toplulukları oluşturur. Her 30 aileyi, kendi seçtikleri Syphogrante adı verilen bir yargıç temsil eder. Yargıçlar kendi aralarında bir konsey oluşturur ve dört aday arasından bir yönetici seçerler. Yönetici, Prens’tir. Ölene kadar Ütopya’nın lideri olmak için seçilir, ancak ne oldum delisi olur ve diktatörlük taslamaya kalkarsa, alaşağı edilir...

Bir özgürlük toplumu olan Ütopikler, kendi aralarında barışçıdırlar. Saldıran olursa, savaşırlar da. Ama kendileri değil. Paralı askerleri, daha doğrusu ütopik toplumda para olmadığı için mal mülk karşılığı tuttukları Zapoletleri (Thomas More’un ütopyasında apolet zapolet oluyor, sizin anlayacağınız...) dövüştürürler düşmana karşı. Üstelik... hepsinin er meydanında ölmesi koşuluyla!

Böylece muzaffer Zapoletlerin kahraman olarak geri dönüp Ütopya ülkesinin başına geçmek, düzenini askeri darbeyle değiştirmek olasılığı ortadan kalkar. İşlevi bittikten sonra kendi kendini yok eden bir savaş aracıdırlar.

***

Ütopya’da para ve kavramı yoktur. Açık pazarda herkes ihtiyacı olanı, ihtiyacı oranında alır. Pazarda alınacak mal olabilmesi için de, her Ütopya yurttaşının iki yıllık “vatani” görevi, tarımcılıktır.

Zaten Ütopya’da tembellik de yasaktır. Ev kadını yoktur, din adamı, asilzade, uşak, dilenci de yoktur. Herkes bir işe yaramakta, ancak günde altı saatten fazla çalışılmamaktadır Ütopya’da...

Her ailenin evi, birbirinin aynıdır. Kapılarda kilit yoktur, çünkü hırsız yoktur ve benim malım, senin malın gibi bir alışkanlık yaratmamak için her ev ahalisi 10 yılda bir taşınmak zorundadır.

Yalnız hırsızlık değil, yalan dolan da yoktur, Ütopik toplumda. Yalan olmayınca, karı kocaların birbirini aldatması da düşünülemez elbette. Eşini aldatanlar ve tabii bu kadar “ideal” bir adadan kaçmak isteyenler, “özgür insan” niteliğini yitirir ve köle olurlar. Köleler eski memleketlilerinin emrine girer ve çalışır babam çalışırlar.

***

Thomas More’un böyle bir toplum örgütlenmesine mekân olarak bir adayı düşünmesi boşuna değildir.

Elinizi vicdanınıza koyup hayal edin, yaşamın tadı tuzu mu kalır, kim yaşamak ister bu koşullarda? Kaçıp kurtulmak, ağız tadıyla yalan söyleyip, çalıp çırpmak isteyebileceklerin çok olacağını akıl ederek denizler ortasında bir ada düşlemiştir yazar. Bir düşünün:

16. yüzyılda değil de 21. yüzyılda tarif etmek gerekseydi Ütopya’yı, gazeteler ne yazar, televizyonlar ne söyler, haberciler hangi haberin peşinde koşardı?

Thomas More, İngiliz Kraliyet Şansölyesi unvanına sahip “hümanist” bir diplomattı. Sekizinci Henri’nin Hıristiyanlık dünyasını altüst eden kraliçe boşamasına karşı çıktığı için 1535 yılında kafası kesildi.

Ancak Ütopya’nın gerçekte var olmadığı pek o kadar kesin değil. Çünkü adı ve anlamı, 500 yıldır unutulmadı, en azından bir kitapta yeri var. Üstelik o kitap ki, 18. yüzyılda kimine başka hayaller ilham ve sosyalizme arkaik de olsa bir örnek ikram etti. Thomas More’un kellesinden sonra epeyce baş yedi “ideal toplum” ütopyası.

***

Hayaller mi öldürücü, yoksa onları gerçekleştirmeye çalışmak mı, bilmiyorum. Ama insanlar yaşadıkça hayal edecek ve hayalleri uğrunda olmasa bile ölecekler zaten.

Belki bir ideal peşinde koymak son noktayı, eninde sonunda, size sorulmadan konulan noktadan daha insancıl.

Bu yazıyı, Ergenekoncuları ve Ergenekonluları bir an için unutmak, gerçekten kaçmak için yazdım. İnanıyorum ki insanlar, hayallerini genişletseler, zaten gerçekler de bu kadar kısır, dar ve çirkin olmazdı.

Bu makaleyi tavsiye et...


Favori olarak ekle (2) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 32 | Yazdır | E-posta

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3

 
< Önceki   Sonraki >
Bakırkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy Keşke bir ütopyamız olsaydı - Bakırkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy - Bakırkoy Gazetesi | Haberin Merkezi | Bakırköy

e-Bülten

Bakırköy Gazetesi e-bültenine abone olmak istermisiniz?






Ziyaretçiler

Ziyaretçi Kimliği

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------