Onu televizyonlardaki bir deri-bir kemik kalmış görüntüleriyle tanıdık...
Ölmek üzereydi.
Bir yıl önce Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmış ve Tekirdağ F Tipi Cezaevi’ne konulmuştu.
Suçu; “terörü finanse etmek”ti.
İktidar yandaşı gazetelere göre, “varlıklı bir iş adamı”ydı!
***
O “varlıklı iş adamı”, öleceği anlaşılınca birkaç gün önce apar topar tahliye edildi.
Eşi, Edirne’deki Trakya Üniversitesi Hastanesi’nin kestiği faturayı bile ödemekten aciz bir haldeydi.
Sonunda beklenen oldu ve Kuddusi Okkır önceki gün vefat etti!
Yandaş medyanın yazdığına göre Savcılık; onun zengin olduğunu, “terörü finanse ettiğini” öne sürüyordu ama bu “zengin iş adamı”nın naaşı Edirne Belediyesi’nin tahsis ettiği bir cenaze arabasıyla Yalova’ya götürülebildi...
Çünkü eşinin, cenaze arabasının ücretini ödeyecek maddi gücü yoktu!
Terörü finanse edebilecek kadar “zengin bir iş adamı”, ne olmuştu da bir yılda bu kadar yoksullaşmıştı?
Yoksa Kuddusi Okkır’ın bütün servetine el konulmuştu da; o yüzden mi eşi cenaze arabası ücretine bile muhtaç hale gelmişti?
***
“Adalet peşinde koşan” savcıların bugünkü ruh halini çok merak ediyorum...
Acaba “hata” yapmış olabilecekleri akıllarına geliyor mu?
Masum bir insanın, maruz kaldığı haksız suçlamaların büyüklüğü karşısında kahırdan ölmüş olması ihtimali; onları da kahretmiyor mu?
“AKP kapatılırsa Türkiye’yle müzakereleri durduruz” diye durmadan tehdit yağdıran Avrupa Birliği, bu insanlık dramına nasıl bir tepki verecek?
***
“Özgürlükçü ve demokrat” olduğunu öne süren bir iktidarın, eşi benzeri ancak diktatörlüklerde görülebilecek bu dramı görmezden gelmesi anlaşılır gibi değil!
Ama ben yattığı yatakta, kocaman gözleriyle boşluğa bakan o bir deri-bir kemik kalmış adamı, onun çaresizlik içinde kıvranan eşini asla unutmayacağım...
O adam ben de olabilirdim, siz de...
Eşiniz, ağabeyiniz, kardeşiniz, babanız da olabilirdi
Hatta Sayın Savcı, siz bile olabilirdiniz!
Açıklayın şu iddianamenizi de Kuddusi Okkır’ın, kaldırılan “idam cezası”nı hak edecek bir suç işlediğine bizi ikna edin...
İsteyeceğiniz ceza “ölüm”ün altında kalırsa, sırf onun başına gelenler bile sizi tarihe geçirmeye yetecek...
*****
SUSKUNLUK!
Dün sabah gazetelerin haber merkezlerine flaş bir haber ulaştı: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 16.00’da basın toplantısı düzenleyerek “gündemle ilgili” soruları yanıtlayacaktı...
Büyükanıt o basın toplantısını düzenledi ama gazetecilerin gündemle ilgili sorularını yanıtsız bıraktı.
Konuşup konuşmaması, elbette kendi bileceği bir şey... Ama ben, üst rütbeli iki eski çalışma arkadaşının “darbeye teşebbüs suçlaması”yla tutuklandığı bir dönemde bu suskunluğu doğru bulmuyorum.
Çünkü onun bu suskunluğu, bazı çevreler tarafından “kabul” olarak yorumlanıyor.
*****
GÜNÜN SORUSU
Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, yeni bir parti kuracağını açıklamış...
İyi de hâlâ neden AKP’den istifa etmiyor? Yoksa bu açıklamaların ardında bir “pazarlık” mı yatıyor?
*****
1 milyar 114 milyon YTL’lik fiyaskonun sorumlusu kim?
İstanbul’un susuz kalmaması için Melen Çayı’ndan İstanbul’a 105 kilometre boru döşendi...
Tam 1 milyar 114 milyon YTL harcandı.
Planlamalara göre sadece ilk etabın devreye girmesiyle bile bu boru hattı aracılığıyla yılda 268 milyon metreküp su getirilecekti.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu bu projenin bittiği günlerde çok mutluydu.
2 Aralık 2007’de demeç verdi ve “İstanbul’da susuzluk tehlikesi kalmadı” dedi...
Kadir Topbaş, büyük başarısıyla aylarca övündü!
***
Dün öğrendik ki Melen Çayı kurumuş...
Boru hattı hiçbir anlam taşımıyormuş...
İstanbul yine büyük bir susuzluk tehdidiyle karşı karşıyaymış!
İyi de o zaman neden çöpe attınız bizim 1 milyar 114 milyon YTL’mizi?
Bu fiyaskonun hesabını verecek bir Allah’ın kulu yok mu?