Türkiye, Malezya'ya hiç benzemiyor. Çünkü bizde, rakip politikacıyı tasfiye etmek için, partisi mahkemeye veriliyor. Malezya'da ise, istenmeyen siyasetçilere "cinsel taciz" ve "eşcinsellik" iddialarıyla darbe vuruluyor. Şu işe bakın ki, Türkiye'yi "Malezyalaştırdığı" söylenen AK Parti, Sosyalist Enternasyonal'e kabul edilecek bir kıvama gelirken, Deniz Baykal, CHP'yi "şamaroğlanı" durumuna düşürmek istemediği için Atina'ya gitmiyor. CHP'nin dramını Prof. İdris Küçükömer, yıllar önce izah etmişti. Küçükömer'in tahliline göre, CHP, İttihat ve Terakki'den bugüne uzanan bir geleneği, asker-sivilbürokratikoligarşiyi temsil ederken, "muhafazakâr-sağ" diye adlandırılan partiler, (Terakkiperver'den, Serbest Fırka'ya ve Demokrat Parti'ye...) yoksul halkın içinde örgütlendi, gücünü halktan aldı. "Devletlûgeleneğinde", sadece Bülent Ecevit liderliğindeki CHP bir parantez açabilmişti. 1970'li yıllarda, dar gelirli vatandaşların, fukara kitlelerin ve işçilerin oyuyla Ecevit başbakan oldu. Ama, ondan sonra CHP, gene İsmet Paşa'nın çizgisine döndü. Bir başka sorun da şu: Batı dünyasında, "askerüzerindensiyasetyapanlara" sadece Sosyalist Enternasyonal değil, farklı eğilimdeki gruplar da kapısını açmıyor.