Gladyo-Kontrgerilla-Ergenekon İtalya'da, Gladyo'nun peşine düşen Savcı Felice Casson, Türkiye'de benzer bir yapılaşmanın mutlaka bulunduğunu söylüyor. Zaten, bizler de, Susurluk'tan beri, hatta daha öncesinden, bunun farkındayız. Kontrgerilla, komünizme karşı gayri nizami harp yürütmek için kurulmuştu.
12 Mart 1971 Ziverbey sorgulamasında , 1 Mayıs 1977'de, Taksim Meydanı'nda, 34 kişinin ölmesi ve çok sayıda insanın yaralanmasıyla neticelenen olaylarda, 29 Mayıs 1977'de, Çiğli'de, Ecevit'e karşı düzenlenen suikastta ve 12 Eylül 1980'e kadar tırmanan terör eylemleri ile cinayetlerde yasadışı bu örgütün parmağı olduğu ifade edildi. Sağcı gençler, solcu gençlere karşı kışkırtıldı. Sol eğilimli bazı öğretim üyeleri ve ağırlığı olan isimler (Ankara Savcı yardımcısı Doğan Öz, Doç. Server Tanilli, Doç. Bedrettin Cömert, Prof. Bedri Karafakioğlu, Prof. Ümit Doğanay, Prof. Cavit Orhan Tütengil, gazeteci Abdi İpekçi ve DİSK Başkanı Kemal Türkler ) hedef alındı. Aynı dönemde, AleviSünni çatışması, Kahramanmaraş olaylarıyla doruğa çıktı ve 111 kişi hayatını kaybetti. 12 Eylül'den birkaç ay önce, MHP'li Gümrük Bakanı Gün Sazak, çapraz ateş neticesi öldü.
 Komünizm çöktü ama bizim Kontrgerilla dimdik ayakta kaldı. 1990'larda, PKK terörüne karşı yürütülen gayri nizami faaliyetin başını çekti; bu arada kurunun yanında yaş da yandı. Mesele, Susurluk kazasında biraz aydınlandı. Susurluk raporunu yazan Kutlu Savaş, "hukuk devleti kuralları içinde, suçlu görünenlerin infaz edilmesi kararının alınabileceğini, ama bunun 'devlet ciddiyeti' (!) içinde uygulanması gerektiğini" vurguluyordu. Susurluk ise, Savaş'a göre, "işin rayından çıkıp, kişisel menfaatlerin gündeme geldiği bir uygulamanın adıydı." Fakat, Susurluk'ta meydana çıkan yapılaşma ile, bugün Ergenekon ismiyle anılan örgüt arasında amaç farkı olduğunu unutmayalım. Ergenekon'un, 28 Şubat sonrasında, 1999'dan itibaren vizyon değiştirdiğini biliyoruz. Bugünkünün hedefinde AK Parti var. Bir de Fethullah Gülen. Bu ikisi, Kemalist değerler açısından "tehdit" olarak telakki ediliyor. -------------------------------------------------- Hayata dair Aklına değer verdiğim bir dost, "Neden hep benzer konuları yazıp duruyorsun?" diye sordu. Çok haklı ama, Türkiye'nin gündemi, "Bizim oğlan bina okur, döner döner gene okur " sözüne uyuyor. Sorunları halledip geride bırakamıyoruz ki! Bugün, tavsiyeye uyup, Mümin Sekman'ın kitabından (Alfa Yayınları) bir pencere açayım. Sekman başarıya giden yolu tarif etmiş: "Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin. Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. Uçmak istiyorsan, düşmeyi öğreneceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin." Ve bir başka öğüt: "Kafesin içinden çıkmak yetmez, kafesi de kafasının içinden çıkarmalı insan." ----------------------------------------------- Şener'in büyüsü Dengir Mir Fırat, "Yeni bir siyasi oluşum için uygun ortamı oluşturmaya çalışıyorum" diyen Abdüllatif Şener'i istifaya çağırdı. Fırat'ın bir cümlesi, gerçeğin ta kendisi: "İstifa ettiği gün kimse onu ciddiye almaz." Demokrat Parti'nin (DP) önde gelen isimlerinden Kenan Öner, her gün gazetelerin manşetlerindeydi. Celal Bayar ile İsmet İnönü'nün "siyaseti yumuşatalım" tarzındaki girişimini teslimiyet olarak niteledi ve 12 Temmuz beyannamesine karşı çıktı. Fevzi Çakmak, Hikmet Bayur, Osman Bölükbaşı gibi önemli isimlerle birlikte, Kenan Öner de, DP'den istifa ederek, Millet Partisi'ne geçti. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti, 408 milletvekili, Millet Partisi ise 1 milletvekili çıkardı. DP'den ayrıldıktan sonra hepsinin siyasi büyüsü kaybolmuştu. Muvazaa iddiasıyla istifa eden Kenan Öner dahi ilgiyi kaybetmişken, kendisi muvazaa içinde görünen Abdüllatif Şener, başarıya ulaşabilir mi dersiniz? Bu makaleyi tavsiye et... Favori olarak ekle (14) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 102 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |