Öyle bir tablo yaratıldı ki elbirliğiyle, Ergenekon tutuklamaları ve gözaltılarındaki hukuksuzluktan söz edenler hemen “Vay onlar da Ergenekoncu, darbeci, orducu” haline getiriliyorlar.
Onun için herkes her cümlesini “pür dikkat kesilerek” yazıyor... Ne başarılı bir ilişkilendirme değil mi? Ancak herhangi bir soru işaretine neden olacak hiç kimseyle konuşmamış, görüşmemiş, hiçbir toplantıya katılmamış, adı geçenlerin hiçbirini tanımayan, birlikte fotoğrafı (!) çıkarılamayacak, telefon dinlemesiyle bir açığı yakalanamayacak, demokrasinin hangi nedenle olursa olsun anti demokratik yöntemlerle kesintiye uğratılmasına her zaman karşı çıkmış olanların konuşabileceği bir dönem...
Yine de dikkat etmek gerekir, çünkü iş adamlarına bile korku salındı, laiklikle birlikte demokrasinin de tanımı değişiyor farkında değiliz.
Artık bu demokrasi “iktidarın onaylayacağı sınırlar içinde” konuşulabilen, hatta hiç konuşulmazsa daha da makbul vatandaş olunan bir demokrasidir.
Sivil toplum örgütleri konuşamaz, rektörler “otursunlar oturdukları yerde”, Türkiye’nin en büyük iş adamlarının “bu ülkede primi yok, sevilmiyorlar”, eleştiren medya zaten “Atatürkçü, laik, ulusalcı ya da darbeci” ki bunların hepsi artık eşdeğer hale getirilmiştir; artık Atatürk’ün veya laik rejimin adı geçmeyecek, geçecekse de “Kemalist rejim” veya “vesayet rejimi” olarak geçecektir. Hukuk isteyen hukukçular ise zaten malum oldu; iktidara karşı darbe yapılacaktı, o başarılamadığı için yargı darbesi yapılmakta... Onlar da tu kaka. Eee, ne kaldı geriye?
Anayasa’nın ihlal edildiği, rejim tehlikesinin ortaya çıktığı durumlarda kim veya hangi demokratik kurum uyarı yapabilecek?
Bu medya içinde kendisinden farklı düşünenleri, ülkenin en büyük (ama rejime, Atatürk’e saygılı) gazetelerini “Ergenekoncu medya” ilan edecek kadar iktidara ait, ona tapınan gazeteler ve yazdırdıkları adamları varken bütün bunlara şaşmamak gerekir.
Bazen okurken gülmekle ağlamak arasında gidip geliyor insan...
Bir tanesi örneğin (çok da belaltı saldırır ama göze alacağız artık) Ergenekon’u “gözaltına alınıp serbest bırakılanlar”ın bile suçsuzluğuna inanmadan verip veriştirerek küfür kafir yazarken, daha önce Sabancı Üniversitesi’nden (yalnızca uzun saçları nedeniyle kendini Ali Mc Graw zanneden) bir doçent hanımın ettiğine benzer laflar sokuşturuyor araya... (O da Cumhuriyet Mitingleri’ne katılan kadınların “dekolte” olduğunu hiç utanmadan, sıkılmadan ekranda söylemişti. Bu kadarını gerçek Ali Mc Graw olsa yapmazdı.) “İzmir’in ‘çarşafmanyak’ kadınları Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak bu yobazlar?” diye soruyor ve şu cevabı alıyorlarmış:
“Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Ata’mızın ruhunu şad edelim.”
İki cümlede laik kadınları (İzmir üzerinden) göğüs dekolteli yapıyor (kendisi çarşafmanyakmış gibi üstelik.) Laik rejimle ilgili -körlerin bile görebileceği- eylemler hiç olmamış da mesele dekoltelilerle-yobazların sorunuymuş gibi konuyu ustaca ve gerçeklere saygısızca saptırıyor. Laikleri, orduyla ilişkilendiriyor, cumhuriyet veya Atatürk dekolteyi getirmiş gibi onları Nişanyan’landırıyor, son darbeyi de “değerini anlamayan insanlar için canını tehlikeye atarak ve mucizeler yaratarak” bu vatanı kurtaran koca Atatürk’ün “rakıyla anılacağını” vurgulayarak ve onu böyle görmek isteyen, böyle empoze edenlere muhteşem bir kıyak yaparak indiriyor.
Bakın (anlamları gizlediğinizde kısa ama açıklaması uzun) iki cümlede neler yapılabilirmiş değil mi?
Ergenekon’a, ona buna, hangi isim altında olursa olsun darbe ortamı hazırlanmasına doğal olarak karşı olabilirsiniz, iktidara bol kepçe yaranmaya çalışabilirsiniz de o arada cumhuriyetten, laik rejimden, onun korunmasını isteyenlerden bu nefret niye, cumhuriyet size ne yaptı ben onu anlayamıyorum.