|
Cuma, 16 Mayıs 2008 |
|
Bildiğiniz gibi İngiltere Kraliçesi Elizabeth için Çankaya Köşkü’nde verilen davete Emine Erdoğan katılmadı.
Başbakan “smokinsiz” olarak ve yalnız gitti.
Ahmet Hakan dün “Helal olsun Emine Hanım’a” başlıklı yazısında “gerekçesi ne olursa olsun Emine Hanım’ın orada olmamayı seçmesi çok cool bir tutumdur” diyor, bunu “Kraliçe bile gelse koşa koşa gidilmez soğukkanlılığı ve vakarına” bağlıyordu.
Maalesef alkışlamak için tamamiyle yanlış bir seçim yaptığını söylemek zorundayım. Demokratik, çağdaş, Avrupa Birliği’ne girmeye aday bir ülkede bu tür saray çekişmelerine yer olmadığı gibi yapılanın da “cool olmak”la uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ve herhalde Türkiye, cumhuriyet tarihinde ilk kez bu gibi durumlarla karşılaşmaktadır.
Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildiğinde “türban Çankaya’da, kamusal alanda, acaba Bayan Gül toplantılara çıkmalı mı, çıkmamalı mı” tartışmaları yapıldığı günlerde de yazmıştım; madem ki seçim yapılmıştır, Cumhurbaşkanı’nın (veya Başbakan’ın) eşi elbette görevini yapacak, gerekli yerlerde bulunacaktır. Bunun tartışması bile anlamsızdır.
Burada Gül ve eşinin görevlerinin bilincinde olarak ve onu hakkıyla yerine getirebilmek için gerekeni yaptıklarını (Hayrünnisa Hanım’ın rahibelere benzetilen başlığı, çok konuşulan giysisi ayrı bir tartışmadır), hatta Cumhurbaşkanı’nın Dışişleri görevlilerine “Protokol gereği ne yapmam gerekiyorsa, söyleyin onu yapayım” dediğini biliyoruz.
Çünkü sonuçta bir cumhurbaşkanının (veya başbakanın) önemli bir devlet konuğu karşısında keyfî ve devlet protokolünden bağımsız hareket etmesi olacak şey değildir. Onlar resmî görevleri sırasında kendilerini değil Türkiye devletini temsil etmektedirler.
Bu makamlara talip olanların “protokol, Kraliçe filan anlamam”, “gitmem” ya da “smokin giymem” demek gibi bir hak veya ayrıcalıkları yoktur. Gereğini yapma zorunlulukları vardır.
Başbakan Erdoğan ve eşi, görülüyor ki hâlâ bu önemli gerçeğin farkında değiller.
“Gerekçesi ne olursa olsun” Emine Hanım, üstelik “bir kadın konuk”, bir kraliçe için verilen yemeğe eşini yalnız göndermemeli, Başbakan da Kraliçe’nin eşi ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere herkesin smokinle gittiği davete (zaten böylesine ciddi bir smokinli davete smokinsiz olanlar alınmamalı aslında ama Başbakan olunca “hayır” denemiyor tabii) mutlaka smokin giymeliydi.
Sonuç olarak, ortada alkışlanacak değil eleştirilecek bir durum vardır. Romantizm ve duygusallık gerçeği görmemizi engellememeli.
(Not: Ahmet Hakan’ı Finlandiya gezisine birlikte gittiği Dışişleri Bakanı Ali Babacan konusunda da biraz duygusal gördüm. Portresini 7 maddede çizmiş, hepsi “kusursuzluk”
yansıtıyor. Merak ettim şimdi, acaba Babacan eleştirilere ne kadar açık?)
***** Çiller partiyi yönetiyordu Gazete haberleri “DP’de Tansu Çiller sesleri yeniden yükselmeye başladı” diyor.
Bunu görünce sanki kendisinin haberi yok veya istemiyor da teklif partiden geliyormuş gibi düşünüyorsunuz. Oysa Çiller’in uzun süredir DP’yi dışardan yönetmekte olduğunu kendisine yakın isimler çeşitli çevrelerde konuşmaktaydılar.
Çiller “ortamın oluşmasını” bekliyordu. Birçok lider adayının yeni oluşumlar veya Anavatan Partisi için ortam oluşmasını beklediği gibi... Benim bildiğim çok sayıda insan ortaya düzgün bir alternatif çıkarmak için çaba gösteriyor.
Tansu Çiller’li bir DP yeniden doğrulabilir mi bilemem,
bu ülkede halkın denenmiş isimlere tekrar tekrar şans verdiği görülmüştür.
Sonuç alındı mı, acaba bunca deneyimden sonra yeni ve ümit veren bir ismin merkez sağı toplaması daha doğru olmaz mı onu tartışmak lazım.
Ama bence Çiller ortaya çıkacaksa açık ve dürüst şekilde “Ben bu görevi yeniden
istiyorum” demelidir, her yerde saray entrikası görmekten yorulduk.Bu makaleyi tavsiye et... Favori olarak ekle (3) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 27 | Yazdır | E-posta
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 26 Mayıs 2008 )
|