Annemin güzel sözleri vardır, mesela “Terbiyesizden terbiyeni satın al” veya “Çirkefe bulaşma, üstüne sıçrar”der... Çocukken anlamazdım ne demek istediğini ama hayat insana öğretiyor.
Terbiyesi olmayanların sınırları ve kendilerine saygıları da olmadığı için başkalarına saygısızlığı, üzerine sıçramayı sonsuza kadar sürdürebilir, hatta bunu meslek haline bile getirebilirler, meğer bunu anlatmaya çalışırmış.
Kadın yazar olmak erkek olmaktan çok daha güç Türkiye’de, bunu da öğrendim. Dışardan pek cazip görünebilir ama 20 yıllık emeğinizle, alnınızın teriyle medyanın her alanında başarıya ulaşmışsanız, hele beyninizle olduğu kadar görüntünüzle de “kifayetsiz muhteris”leri, hak etmediği halde kendilerine paye verilmiş birilerini rahatsız ediyorsanız fena ısırırlar.
Isırdıkları gibi bir de sizin omzunuza basarak, devamlı üstünüze sıçrayıp polemik yaratmaya çalışarak yazı ile, yetenekle, zekayla yapamadıklarını (yine kifayetsiz muhteris) artist yöntemi mahalle kavgasıyla yapmaya çalışırlar.
Bunlara genellikle cevap vermem. Hem istediklerinin böyle bir polemik yaratmak, bu köşelerde isimlerinin geçmesini sağlamak olduğunu bildiğim, hem de bu değerli ve saygın köşede (en sinirlendikleri şey isimlerini kırk kere değiştirseler de ulaşamayacakları saygınlıktır) ancak ona değecek kişilerin adı geçebileceği için vermem. Bu kendime olduğu kadar okuyucuma saygımdandır.
Ama okuruma laf eder, ona Türkçe küfürle de yetinmeyerek Almanca küfreder aptal-dumkopf demeye kalkarlarsa işte o zaman dayanamam.
Okuyucum (ki benim okurum VATAN okurudur, hakaret aynı zamanda genel anlamda onlara yapılmıştır) zekidir. Zeki olmasa Ruhat Mengi’nin yazılarını takip etmezdi, edemezdi zaten.
Ona “ilkokul 5 zekasında okur” diyen zeka ve terbiye özürlünün o bir karış boyunu karışlarım ben, sadece alnını da değil.
Terbiye gibi hadsizliğin, çapsızlığın da sınırı olmadığı için “Türkiye’nin en iyi üç kadın yazarı”nı say desen başta gelecek, üstelik bunu yalnız yazılı basında değil, görsel medyada da fazlasıyla kanıtlamış, yıllardır köşeleri tutmuş erkek televizyoncuları geçip gitmiş, bu nedenle sayısız ödüller almış bir isme utanmadan “ittire kaktıra geldiğin yer, kuaför parası için yazarlık” gibi kendine layık, seviyesine uygun laflar da edebiliyor.
Sanki çok önemli bir buluşu açıklıyormuş gibi benim botox yaptırdığımı filan aklınca araya sıkıştırıyor ‘botoxla bu kadar güzelleşilebiliyorsa, bu kadar başarılı olunabiliyorsa hadi bakalım doğru botoxa’ demek lazım bu hadsizlere... Hani olağanüstü sanatı, yeteneğiyle parmak ısırttıran Halil Ergün’e de söylemişlerdi: “Ama o botoxlu”...
Kardeşim botoxla bu başarı ve yetenek elde edilebiliyorsa ne duruyon, sen de koş!!
Kafası kirli, bakışı bulanık olmasın insanın. Bunlar karşısındakinin gözünün içine de bakamaz, kaçırır gözlerini, içten bir dost da olamaz, her an ısırmaya, kötülük yapmaya hazırdır çünkü. Bir başka kadın yazarda da gördük geçmişte, sen iyilik yap o seni ısırsın, işte bu deneyimle sabit bir gerçektir. Var bunlardan birkaç tane...
“Nişanyanlandırmak” deyimini “.ok atmak”, “.oklamak” olarak kullanmış ve evet pek de uygun bulmuştum, hâlâ da buluyorum. Eğer aile efradının üzüleceğini düşünen varsa, bugüne kadar kendi yaptığı sınırsız saygısızlıklara üzülen, başkalarının yakınlarını da hatırlamasını öneriyorum. Birdenbire “aile koruyucusu” kesilince yutmazlar.
Vatan okurları bu tür saygısızlara cevabı kendisi verecek kadar da zekidir, hiç şüphem yok!
(Not: Nişanyan olayı Türkiye’yle, bütün kadınlarla ilgili bir olaydır, birinin özel olayı olarak alınamaz. Ayrıca Nişanyan’ın karısı “Ben dava bitince bu olayı sivil toplum kuruluşlarıyla tekrar gündeme getireceğim” diyorsa hiç alınamaz. “Düdükler, hödükler” muhabbetini de kimse dinlemez.)
*****
Herkes fişlenmiş... Bak sen!
İktidar partisi ne derse veya neden hoşnut olursa onu yazan, kapatma davası açıldığından beri “darbe, Ergenekon, Ayığışı vs”, onlar da olmazsa “yargı darbesi” diye tutturan gazetelerden biri dün:
“Merakla beklenen gün geldi, nihayet iddianame bugün saat 11.00’de açıklanıyor” diye manşet attıktan sonra “ADD Kadıköy Şubesi’nde bulunan belgelerde medyanın büyük bölümünün fişlendiğini” büyük bir haber gibi vermişti.
Saat 11.00’de açıklanan hiçbir şey yoktu, o kadar ki “olmayan şey” üzerine haber kanallarının konuşmacı toplayarak yaratmaya çalıştığı tartışma ortamı bile komik kaçıyordu.
Neyi tartışıyorsunuz?
Saat 11.00’de “açıklanmasına kısıtlama getirildiği” açıklanan, bu nedenle de hiç açıklanmayan bir iddianameyi...
Kendileri suçların, sorgulama nedenlerinin açıklanmadığı bu soruşturmanın tarzını eleştirenleri, kuşku dile getirenleri de ya “demokrasi karşıtı” veya açıkça darbeci yapanlar, hatta Cumhuriyet Mitingleri’ne katılan on binlerce insanı bile Ergenekoncu ilan etmekten çekinmeyenler, bu soruşturmayı AKP’nin davası haline getirenler ümitle beklenen iddianamenin “i”sini bile göremeyince buna ne açıklama bulacaklar, yalnız benim değil toplumun merakıdır herhalde.
Gelelim “medyanın büyük bölümünün fişlendiğini” bildiren habere... Medyanın iktidar tarafından fişlendiği listeler AKP grup toplantılarında elden ele gezerken, medyayı fişlememiş kurum kalmamışken bir sivil toplum örgütünün de onu fişlemiş olması haber midir acaba?
Ben mesela AKP tarafından da TSK tarafından da “hoşlanmadıkları yazar” listesine alınmış biriyim. Bir de ADD’nin listesinde olsam ne fark eder, olmasam ne fark eder?
Bu abukluklarla meşgul olurken hep asıl sorulması gereken soruları kaçırıyor iktidar destekçisi gazeteler şu anda asıl tartışmaları gereken soru “iddianamede Özden Örnek’in meşhur günlüğü neden yok” sorusudur.
Durumuna çok üzüldüğünü söyleyen eşi her ne kadar “O, böyle bir günlüğün olmadığını açıkladı” diyorsa da Türkiye aylardır bu günlükle başlatılan bir olayın girdabında çalkalanıyor. İnsanlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, hastalanıp ölmelerine bile göz yumuluyor.
Koca bir toplum üzülüyor.
Herkes ağlarken bir kişinin ağlaması önemini yitirir...
O zaman önce yine olmayan (olmayanlar az değil) bir “günlük” nasıl olmadı veya nasıl oldu bunun anlaşılması lazım değil midir?
Var mıdır, yok mudur, varsa nerededir, yoksa bu yok nasıl var edilmiştir... Derkeen hepimiz tırlatacağız sonunda.