ALARM demek, abartı değildir! Türkiye çok ciddi bir susuzluk problemiyle karşı karşıya.
Türkiye’de ortalama yağış miktarı son iki yılda üçte bire düşmüş durumda! Barajlar boşalıyor, topraklar kavruluyor! Sebze ve meyve dahil, tarımsal ürünlerde dörtte bir oranında kayıp var bu yıl! Gelecek yılların biraz fazla yağış alması çözüm getirmeyecek! İklim değişikliği yüzünden yağışların düzeni de bozuluyor, seller hem tahribat yapıyor, hem yağan su akıp gidiveriyor, barajlar dolmuyor, toprak suya kanmıyor! Dahası da var: Prof. Ahmet Mete Saatçi uyarıyor: - Yağışlar normalleşse bile 2030 yılında nüfus artışı yüzünden Türkiye su sıkıntısı çeken bir ülke olacak! Çünkü kişi başına yıllık kullanılabilir su miktarı 1000 metreküpün altına düşecek! Nüfusun ihtiyarlaması bir dert, hızlı artması bir dert! Kafayı değiştirmek Evlerimiz, büyük kamu tesisleri, alışveriş merkezleri, şehirlerin su şebekeleri hep su sıkıntısının fazla hissedilmediği dönemlerde yapıldı. Su kullanma alışkanlığımız da ona göre oluştu. Şimdi ya evimizdeki musluk, duş ve klozet rezervuarlarını su tasarruflu sağlayan yeni armatürlerle değiştirerek üçte ikiye kadar tasarruf sağlayacağız... Yahut da bilincimizi değiştireceğiz! Mevcut musluklarımızı hafif açıp çabuk kapatacağız, banyodan çabuk çıkacağız falan! Bilinç değiştirmek çok daha zordur! Su meselesi gibi çok yalın ve somut bir konuda bilinç değiştirmek bu kadar zorsa... Bir de daha karmaşık ve soyut olan “değişen dünyaya uyum” sorununu düşünün! “Kafa değiştirmek” paslı çivi sökmek gibi zordur! Halbuki bir tek su sorunu bile bilincimizde ve tutumlarımızda köklü değişikler yapmamızı gerektiriyor. Daha fazla gecikmemek Elbette Ergenekon soruşturması fevkalade önemlidir, en azından darbe hayallerinin eski cazibesine son verecektir! Hukuk devleti çok önemlidir; dirlik düzenliğimizin, hak ve hürriyetlerimizin, ekonomik gelişmemizin birinci şartıdır. Hem Ergenekon soruşturması, hem AKP davası hukukun evrensel anlamlarına uygun ve tarafsızlığı konusunda güven veren bir yargı anlayışıyla yürütülmelidir. Uğrunda mücadele etmekte olduğumuz siyasi ve felsefi inançlarımız da elbette önemlidir; kişiliğimizin unsurları, özgürlüğümüzün ifadesidir onlar. Ama bunların yanında üretim, istihdam, cari açık ve işte gündeme oturan su meselesi gibi maddi, somut problemlerimiz de var. Ama bunlar bize heyecan vermiyor! Siyasi paranoyalarımız somut susuzluk tehlikesinden daha cazip geliyor! Modernleşme tarihimizi dolduran ideolojik ve siyasi kavgaların yanında keşke biraz da ‘somut’ düşünebilseydik de, cumhuriyetin en başarılı kurumlarından biri olan Devlet Su İşleri’nin kuruluşunu Aralık 1953’e kadar geciktirmeseydik! Karayolları’nın kuruluşunu Mart 1950’ye kadar geciktirmeseydik! Birçok şey buna göre... Bugün kavgalarla siyasi istikrarı bozarak Türkiye’yi 2030 yılından itibaren susuzluğa, göç ve kitlevi çatışmalara mahkûm edersek, o zaman da çocuklarımızın “keşke...” demesinin hiçbir faydası olmayacak! Bir damla su! En önemli davalarımızdan birinin özetidir bu. Evimizden başlayarak...
Bu makaleyi tavsiye et... Favori olarak ekle (1) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 13 | Yazdır | E-posta
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |