ATAKÖY YALI PROJESİNDE, İSKANLAR VE İŞLETME RUHSATLARI İPTAL Mİ OLACAK?
Danıştay 6. Dairesi, söz konusu alanda verilen yapı ruhsatlarına ilişkin davada yerel mahkemenin “uygundur” kararını bozdu. Danıştay, kararında özellikle parselin kıyı ve sahil şeridinde kalıp kalmadığının yeterince incelenmediğine dikkat çekti. Kıyı Kanunu kapsamında bu tür alanlarda yapılaşmanın sıkı kurallara tabi olduğunu hatırlatan yüksek mahkeme, mevcut değerlendirmelerin yetersiz olduğunu vurguladı..
İstanbul Ataköy sahilinde, şehrin hafızasında derin izler bırakan ve "betonlaşma" tartışmalarının odağında yer alan Yalı Ataköy projesinde beklenen kritik haber geldi. Danıştay 6. Dairesi, 13 yıldır devam eden hukuk mücadelesinde ezber bozan bir karara imza atarak yerel mahkemenin "hukuka uygun" görüşünü bozdu. www.bakirkoygazetesi.com 'un özel dosyasına göre, "apart otel" statüsüyle inşa edilen ancak lüks konut olarak pazarlanan projenin ruhsatlandırma süreçleri yeniden incelenecek. Bu karar, sadece bölge sakinleri için değil, İstanbul’un kıyı şeridindeki tüm yapılaşma projeleri için bir dönüm noktası niteliği taşıyor.İstanbul Ataköy sahilinde, şehrin son doğal koyu olarak bilinen bölgede inşa edilen ve kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan Yalı Ataköy projesine dair hukuk mücadelesinde tarihi bir dönemeçten geçiliyor. Danıştay 6. Dairesi, yaklaşık 13 yıldır devam eden ve sahil şeridindeki betonlaşmanın sembolü haline gelen davada, yerel mahkemenin projenin hukuka uygun olduğuna dair kararını bozdu. Yüksek mahkemenin bu hamlesi, sadece bir inşaat projesinin geleceğini değil, aynı zamanda İstanbul kıyılarındaki imar politikalarını ve "apart otel" adı altında yürütülen yapılaşma modellerini de yeniden mercek altına alıyor.Hukuki sürecin başlangıcı 2013 yılına kadar uzanıyor. O dönemde TOKİ’den otel yapılacağı gerekçesiyle devralınan arazi, Bakırköy Belediyesi tarafından verilen ruhsatla "apart otel" projesine dönüştürülmüştü. Ancak projenin zaman içerisinde bağımsız bölümlere ayrılarak üçüncü kişilere konut gibi satılması, kıyı kanunu ve imar mevzuatı açısından ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi. Kemalettin Doğan isimli vatandaşın bireysel çabalarıyla başlayan yargı süreci, İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nin 2024 yılında verdiği "hukuka uygunluk" kararıyla sekteye uğramış görünse de Danıştay’ın son kararı tüm dengeleri değiştirdi. www.bakirkoygazetesi.comtarafından yakından takip edilen süreçte, Danıştay’ın bozma gerekçesi, sahil şeridindeki hukuk dışı yapılaşma iddialarını güçlendirir nitelikte.Danıştay 6. Dairesi, bozma kararında özellikle "apart otel" statüsündeki sınırlamalara dikkat çekti. Kararda, projenin satış ve kullanım oranlarının mevzuata uygun şekilde denetlenmediği, yerel mahkemenin bu kritik ayrıntıyı yeterince incelemeden karar verdiği vurgulandı. Bu vurgu, sahil şeridinde otel ruhsatıyla inşa edilip lüks konut olarak pazarlanan pek çok proje için emsal teşkil edebilecek bir nitelik taşıyor. Eğer yerel mahkeme, Danıştay’ın işaret ettiği eksiklikleri göz önünde bulundurarak bir iptal kararı verirse, bölgedeki devasa beton blokların hukuki statüsü tamamen boşa çıkabilir.Ataköy sahilindeki yapılaşma, sadece hukuki bir mesele değil, aynı zamanda bir çevre felaketi olarak da nitelendiriliyor.Eski C motellerinin bulunduğu bölge, bir zamanlar İstanbul’un en kıymetli doğal alanlarından biriydi.Baruthane Parkı'nın hemen bitişiğinde yer alan bu arazide yükselen 513 daire ve 71 iş yerinden oluşan devasa yapı kompleksi, bölge sakinlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının sert tepkisiyle karşılaşmıştı.Ataköy 1. Kısım Koruma ve Güzelleştirme Derneği temsilcileri, Baruthane çevresindeki asırlık ağaçların kesilerek bölgenin beton yığınına dönüştürüldüğünü her fırsatta dile getiriyor.Dernek yetkilisi Hakan Çubuklu, geçmişte defalarca verilen yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen, inşaatların farklı hukuki formüllerle tamamlandığını ifade ederek sürecin adaletsizliğine dikkat çekiyor.www.bakirkoygazetesi.com 'un bölge sakinlerinden edindiği bilgilere göre, halkın denizle olan bağı bu projelerle tamamen koparılmış durumda.Kamu kullanımına açık olması gereken kıyı alanları, bugün lüks sitelerin duvarları arkasında kalmış durumda. Projenin ekonomik boyutu da oldukça karmaşık. TOKİ’nin arsa satışı karşılığı gelir paylaşımı modeliyle hayata geçirilen proje, Özyazıcı İnşaat ve Karadeniz Örme ortaklığı tarafından yürütülmüştü. Bu modelde, devletin de gelir elde etmesi amaçlanırken, kamu yararının gözetilip gözetilmediği sorusu hep havada kaldı.Apart otel ruhsatıyla yapılan binaların kat mülkiyeti üzerinden satılması, hem vergi mevzuatı hem de şehircilik ilkeleri açısından tartışma yaratmaya devam ediyor.Uzmanlar, bu tür projelerin "yasal boşluklardan faydalanılarak" inşa edildiğini ve kıyıların halkın elinden alındığını belirtiyor.Danıştay kararı sonrası top şimdi yeniden Bakırköy 2. İdare Mahkemesi’nde. Mahkemenin yapacağı yeni değerlendirme, Ataköy sahilindeki betonlaşmanın geleceğini belirleyecek. Olası bir iptal kararı durumunda, halihazırda içinde yaşamın başladığı bu devasa yapıların nasıl bir akıbete uğrayacağı ise büyük bir merak konusu.Hukukçular, böyle bir durumda mülk sahiplerinin de ciddi mağduriyetler yaşayabileceğini, ancak asıl mağdurun kamu ve doğa olduğunu vurguluyor.Ataköy’ün tarihsel dokusuna bakıldığında, bölgenin modern Türkiye’nin ilk toplu konut projelerinden biri olduğu görülür.Ancak son 20 yılda sahil bandında yükselen "rezidans" görünümlü apart oteller, bölgenin özgün kimliğini tamamen yok etti. www.bakirkoygazetesi.com , bölgedeki bu dönüşümü ve hukuk savaşını tüm şeffaflığıyla aktarmaya devam ederken, çevre aktivistleri Danıştay’ın bu kararının bir "uyanış" olmasını temenni ediyor.Kıyılar, Anayasa’ya göre devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve herkesin eşit kullanımına açıktır. Ancak Ataköy örneğinde görüldüğü üzere, sermaye ve yerel yönetimlerin iş birliği, yasaların önüne geçebiliyor.Danıştay 6. Dairesi’nin bozma kararı, yerel mahkemelere bir mesaj niteliği de taşıyor. Teknik incelemelerin, bilirkişi raporlarının ve mevzuatın kâğıt üzerinde değil, yerinde ve kamu yararı gözetilerek değerlendirilmesi gerektiği hatırlatılıyor.Bu dava, Türkiye’de çevre hukuku açısından bir sembol haline gelmiş durumda. Eğer yargı, sahil şeridindeki bu devasa beton kütlesinin hukuksuz olduğuna kanaat getirirse, benzer tüm sahil projeleri için geri dönüşü olmayan bir yol açılmış olacak.Sonuç olarak, Ataköy sahilindeki Yalı Ataköy projesi üzerinden yürüyen bu tartışma, aslında İstanbul’un geneline hakim olan rant odaklı yapılaşma anlayışıyla bir hesaplaşmadır. www.bakirkoygazetesi.comolarak altını çizdiğimiz üzere, 13 yıl süren bir hukuk mücadelesi sabrın ve haklılığın kanıtıdır.Danıştay’ın kararı, adaletin geç de olsa tecelli edebileceğine dair bir umut ışığı yakmıştır. Önümüzdeki günlerde yerel mahkemenin vereceği karar, sadece Ataköy’ün değil, İstanbul’un tüm kıyı şeridinin korunup korunmayacağına dair bir tescil belgesi olacaktır.