Bir varmış, bir yokmuş…Çok uzaklarda, diyarların ötesinde, kendi hâlinde ama adı büyük koca bir köy varmış.
Bu köyde tıp kitaplarının arasından çıkıp gelen bir bilim insanı yaşarmış. Kendi alanında pek başarılıymış ama ailesinin sarayın en kudretli adamı Sadrazam ile arası pek bir iyiymış.Bir gün Sadrazam gelip, "Seni bu köye başkan yapacağım, yarın ben Padişah olunca seni nerelere getireceğim göreceksin!" deyince Ayşecik ve kocası kendilerini bir anda siyaset masalının içinde bulmuşlar.
Köyün yolunu izini bilmezlermiş. Köyün yerlileri ellerinden tutup önde gelenleri gezdirmiş.Hatta tecrübeli bir bilge çıkıp, "Aman yapmayın! Siz bilim insanısınız, bu yollar taşlıdır, girmeyin bu işlere" diye uyarmış ama dinleyen kim? Kafalarda en üst noktalara tırmanma arzusu varmış bir kere...
Nihayetinde Ayşecik o engin "siyasi tecrübesiyle" koltuğa oturmuş!
Oturur oturmaz da bilge adamın dedikleri bir bir çıkmaya başlamış.Halkla bağını tamamen koparan Ayşecik, adeta yeryüzüne teftişe inmiş bir edayla gezmeye başlamış. Aradan zaman geçtikçe, "Ya Rabbi, ben senin yarattığın sıradan kullardan değilim, ben müstesna bir kulum!" havasına bürünmüş.
Ama siyaset bu...Sadrazam, Ayşecik’e duyduğu "sonsuz" güvenden ötürü kendi ekibinden adamları hamle hamle kilit noktalara yerleştirmiş.Sporun başına diyarın en büyük spor yöneticisini, maliyenin ve yönetimin başına kendi adamlarını öyle bir koymuş ki; Ayşecik’i nefes alamaz hâle getirmiş. Ayşecik durumun farkına vardığında ise iş işten çoktan geçmiş.
Derken bir sabah…Sadrazam’ın ayağı tökezleyip görevden alınmasın mı?Sadrazam gidince, Ayşecik’in yanına yerleştirilen o kilit adamlar da patır patır temizlenmiş.
Bizim Ayşecik bir anda kendisini yerçekimsiz uzay boşluğunda bulmuş!Telaşla başka partilerin kapısını çalıp "Beni alın!" diye az mı dolaşmış...Ama Sadrazam’ın ekibinin arkasında bıraktığı o şatafatlı işler ve açılan soruşturmalar ayyuka çıkınca, Ayşecik’te panik başlamış.Korkudan, pencerenin önünde dertsiz tasasız öten kuşların sesini bile zaptiyelerin siren sesi sanıp "Benim için mi geliyorlar?" diye saklanır olmuş.
Korkusu o raddeye varmış ki, kulaktan kulağa yayılan son habere göre; en son yapılan toplantıda "Aman yetkililer basmaya mı geliyor?" paniğiyle toplantı salonundan kaçmaya kalkışmış!Sonra yetkililerin gelmediğini öğrenince derin bir nefes alıp, "O zaman ben de arka kapıdan, hatta en arkadan süzülüp gireyim" demiş.Salona girip kameraya öyle bir tebessümle poz vermiş ki, görenler masal prensesi sanmış!
Sonunda bizim köyde öyle komik durumlara düşmüş ki... Bir gün sokaktaki emektar taş ustalarının yanına dikilip, bilimsel birikimiyle kaldırım taşının nasıl döşenmesi gerektiğini anlatmaya kalkmış!
İdarede ise ayrı bir masal...En yakın yöneticilerinden biri bir gün idareye gelirken susamış. Ama öyle sıradan su değil! Ona çok iyi gelecek o hususi "özel içeceği" bulmak için bütün ekip köyün her tarafına dağılmış.Hatta en sonunda idare binasına sırf onun aradığı su aksın diye özel çeşme bile yapılmış!
Masal bu ya, hepsi birer masal işte. Kimse sakın üzerine alınmasın!
Şimdi soruyoruz size ey köylüler: Sizce bizim Ayşecik sağa mı gitmeli, sola mı gitmeli? Yukarı mı çıkmalı, yoksa tıpış tıpış aşağı mı inmeli?
Ayşecik, ah Ayşecik... Sen şimdi ne yapacaksın?
Çocuklarımıza bu masalı anlattığımızda emin olun mışıl mışıl uyuyacaklardır.Dediğimiz gibi, bu sadece çok uzaklardaki bir köyün tatlı masalı...
Bu köyde tıp kitaplarının arasından çıkıp gelen bir bilim insanı yaşarmış. Kendi alanında pek başarılıymış ama ailesinin sarayın en kudretli adamı Sadrazam ile arası pek bir iyiymış.Bir gün Sadrazam gelip, "Seni bu köye başkan yapacağım, yarın ben Padişah olunca seni nerelere getireceğim göreceksin!" deyince Ayşecik ve kocası kendilerini bir anda siyaset masalının içinde bulmuşlar.
Köyün yolunu izini bilmezlermiş. Köyün yerlileri ellerinden tutup önde gelenleri gezdirmiş.Hatta tecrübeli bir bilge çıkıp, "Aman yapmayın! Siz bilim insanısınız, bu yollar taşlıdır, girmeyin bu işlere" diye uyarmış ama dinleyen kim? Kafalarda en üst noktalara tırmanma arzusu varmış bir kere...
Nihayetinde Ayşecik o engin "siyasi tecrübesiyle" koltuğa oturmuş!
Oturur oturmaz da bilge adamın dedikleri bir bir çıkmaya başlamış.Halkla bağını tamamen koparan Ayşecik, adeta yeryüzüne teftişe inmiş bir edayla gezmeye başlamış. Aradan zaman geçtikçe, "Ya Rabbi, ben senin yarattığın sıradan kullardan değilim, ben müstesna bir kulum!" havasına bürünmüş.
Ama siyaset bu...Sadrazam, Ayşecik’e duyduğu "sonsuz" güvenden ötürü kendi ekibinden adamları hamle hamle kilit noktalara yerleştirmiş.Sporun başına diyarın en büyük spor yöneticisini, maliyenin ve yönetimin başına kendi adamlarını öyle bir koymuş ki; Ayşecik’i nefes alamaz hâle getirmiş. Ayşecik durumun farkına vardığında ise iş işten çoktan geçmiş.
Derken bir sabah…Sadrazam’ın ayağı tökezleyip görevden alınmasın mı?Sadrazam gidince, Ayşecik’in yanına yerleştirilen o kilit adamlar da patır patır temizlenmiş.
Bizim Ayşecik bir anda kendisini yerçekimsiz uzay boşluğunda bulmuş!Telaşla başka partilerin kapısını çalıp "Beni alın!" diye az mı dolaşmış...Ama Sadrazam’ın ekibinin arkasında bıraktığı o şatafatlı işler ve açılan soruşturmalar ayyuka çıkınca, Ayşecik’te panik başlamış.Korkudan, pencerenin önünde dertsiz tasasız öten kuşların sesini bile zaptiyelerin siren sesi sanıp "Benim için mi geliyorlar?" diye saklanır olmuş.
Korkusu o raddeye varmış ki, kulaktan kulağa yayılan son habere göre; en son yapılan toplantıda "Aman yetkililer basmaya mı geliyor?" paniğiyle toplantı salonundan kaçmaya kalkışmış!Sonra yetkililerin gelmediğini öğrenince derin bir nefes alıp, "O zaman ben de arka kapıdan, hatta en arkadan süzülüp gireyim" demiş.Salona girip kameraya öyle bir tebessümle poz vermiş ki, görenler masal prensesi sanmış!
Sonunda bizim köyde öyle komik durumlara düşmüş ki... Bir gün sokaktaki emektar taş ustalarının yanına dikilip, bilimsel birikimiyle kaldırım taşının nasıl döşenmesi gerektiğini anlatmaya kalkmış!
İdarede ise ayrı bir masal...En yakın yöneticilerinden biri bir gün idareye gelirken susamış. Ama öyle sıradan su değil! Ona çok iyi gelecek o hususi "özel içeceği" bulmak için bütün ekip köyün her tarafına dağılmış.Hatta en sonunda idare binasına sırf onun aradığı su aksın diye özel çeşme bile yapılmış!
Masal bu ya, hepsi birer masal işte. Kimse sakın üzerine alınmasın!
Şimdi soruyoruz size ey köylüler: Sizce bizim Ayşecik sağa mı gitmeli, sola mı gitmeli? Yukarı mı çıkmalı, yoksa tıpış tıpış aşağı mı inmeli?
Ayşecik, ah Ayşecik... Sen şimdi ne yapacaksın?
Çocuklarımıza bu masalı anlattığımızda emin olun mışıl mışıl uyuyacaklardır.Dediğimiz gibi, bu sadece çok uzaklardaki bir köyün tatlı masalı...





