Kimse, en baştan başlayarak Kılıçdaroğlu’nun partide gerçekleştirdiği “eksen” kaymasının veya “dönüşümün”ve bu doğrultudaki “kadrolaşmanın” onun Genel Başkanlık koltuğuna oturtulması operasyonuyla ilgisine değinmiyordu. Böyle olunca da işin “ÖZÜ” gözden kaçıyordu.
Bilindiği gibi Dersimli Kemâl CHP Başkanlığına, Baykal’ın bir kaset komplosuyla “derdest” edilmesinden sonra gelmişti.
İstihbarat Dairesi eski başkanı Sabri Uzun “İn” kitabında; Baykal’a yapılan kumpasın bir “Cemaat”operasyonu olduğunu yazmış ve o kitapla birlikte, operasyon sonrası Pensilvanya’nın üzüntülerini ve konuyla ilgilerinin olmadığını dile getirmesiyle oluşan soru işaretleri de ortadan kalkmıştı.
Çünkü, kitapta yazılanlara göre bu; FETÖ’nün yaptıklarının üstünü örtmek için uyguladığı bir “taktik”manevraydı. Baykal’ın bertarafının hemen ardından da, televizyonlardaki sanki “düzmeceymiş” gibi algılanan ve Densiz Mir Fırat ile gerçekleşen polemiğin şampiyonu Kemâl Kılıçdaroğlu Genel Başkanlık koltuğuna oturmuştu. Oradaki birincilik, “görücüye” çıkarılan Kılıçdaroğlu’nun sınavı başarıyla geçmesini sağlamış ve onun İBB Başkanlığı yarışında aldığı yüksek oyun da zeminini oluşturmuştu.
Yani o münazara, Gandi’nin “YÜKSELİŞİNİN” dönüm noktasıydı. Fakat, her ne kadar sonrasında sağlık sorunlarını ileri sürse de, Kürtçü Dengir’in AKP’de bir “YILDIZKEN” o yenilgiden sonra birdenbire piyasadan çekilmesi de çok enteresandı. Acaba, “Kürtçülük&Dersimcilik” bayrağını Kılıçdaroğlu’na devretmek için kendisini mi feda etmişti? Çünkü, her ikisi de “KÖKEN” olarak aynı bölgenin insanıydılar ve Dersim isyanlarından etkilenen bir kesimi temsil etmekteydiler.
Nitekim, daha sonra aynı Dengir’in birdenbire sağlık sorunları sona erecek ve Kürt milliyetçi partisi HDP’den milletvekili ve “Meclis Başkanı” adayı olarak gerçek yüzünü gösterecekti. Demek ki, televizyondaki Kılıçdaroğlu Dengir polemiğinde bir bit yeniği söz konusuydu.
Sonrasındaki gelişmeleri de hepimiz biliyoruz; Kılıçdaroğlu Başkanlık koltuğuna oturduğundan itibaren CHP’deki“DEVŞİRMEYİ” gerçekleştirmeye başladı. Tek bir hedefi vardı; parti içerisindeki Atatürk ulusalcılarını ve duruş sergileyen kararlı Cumhuriyetçileri temizlemek!.. 7 Haziran seçimlerine kadar bu özelliklere sahip tüm kadroları“TASFİYE” etti. Son tırpanı da “ön seçim” ayaklarıyla 7 Haziran’da attı ve “arta kalanların da” üzerini çizdi.
Kurmay kadrosuna; Kürtçüleri, Lazcı İslamcıları, Fethullahçıları, soykırımcıları, Kemâl Dervişçileri, Romancıları, liboşları, çözüm süreci mimarlarını, eski tüfek ve neoliberal solcuları doldurdu. CHP’nin “öz yapısına”, felsefesine ve tarihsel mücadelesine uygun gerçek Atatürkçüler ile Cumhuriyetçiler ise “nazar boncuğu” noktasına indirgendi.
İşte Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki temizlik serüvenin de hiçbir zaman vazgeçmediği “has” adamlarından biri de Kürtçü Sezgin Tanrıkulu’ydu. Dersimli, Tanrıkulu’nu “milletvekili” olabilmesi için Diyarbakır’dan değil de, sürekli İstanbul’dan ve “kontenjandan” aday gösterdi.
Partinin en yüksek kademelerine kadar taşıdı. Zaten bugün de Genel Başkan Yardımcısı olarak dibinden ayırmıyor. İncelendiğinde de bu adamın ısrarla Cumhuriyetçilerin, Cumhuriyetin Ordusunun ve Cumhuriyetin değerleri ile ilkelerinin karşısında yer aldığı görülür. Tipik bir Kürtçü ve “HDP askeridir!”
Ancak, işin en can alıcı noktası; Kılıçdaroğlu’nun onu hiç bir zaman dizginlemeye çalışmaması, hatta ona“YOL AÇMASIDIR”. Ulusalcı Cumhuriyetçileri sürekli örselerken ona hiç “dokunmamaktadır!” Belli ki bu bir danışıklı dövüştür!.. Bir bakarsınız bu kişi, 2010 yılında Diyarbakır Baro Başkanlığı sırasında bir yazısı nedeniyle Atatürkçü ve Cumhuriyetçi saygın yazar Yılmaz Özdil’in “hapse” tıkılması istemiyle suç duyurusunda bulunmuş, ya da Habur’da bazı PKK’lıların avukatı olarak karşımıza çıkmış!..
Bir de bunun 1997’de ABD’den aldığı bir “insan hakları” ödülü var! Demek ki ABD tarafından çok seviliyor! Bu arada, ABD’deki “Kürt Konferansına” CHP adına HDP ile birlikte katıldığı da unutulmasın! Ayrıca Wikileaks belgelerinde, CIA’nın yan kuruluşu Stratford’un raporlarına göre TR705 kodlu “KÜRT KAYNAK” olarak adlandırılıyor.
Kaynaklığa da itiraz etmiyor; fakat Stratford’a değil de, o kuruluşun ajanı “çocukluğundan beri tanıdığı” Emre Doğru’ya konuştuğunu belirtiyor. Çocukluk arkadaşın bir CIA ajanıysa ve “direkt” sana geliyorsa, senin de o yolun yolcusu olduğun ortadadır! Bu sakıncalı kişi, Millet Meclisi’nde 35. maddenin değiştirilmesi görüşmelerinde; “TSK’nın görevi Türk yurdunu ve Türkiye Cumhuriyeti ni korumak ve kollamaktır”açılımına sahip 35. maddeyi de; “kirli ve kanlı sığmağın adı” olarak nitelendirmişti.
Yani demek istiyordu ki; “35. madde, TSK’nın PKK’ya karşı verdiği ‘kirli ve kanlı savaşı’ kamufle etmektedir.” Al sana tipik bir “PKK yandaşlığı” daha! Aynı Kürtçü meczup, 2008’de Diyarbakır’da Tayyip’in STK’larla yaptığı bir toplantıda da kalkmış “ana dilde eğitim” ve “kamuda ana dili” savunmuştu. Tıpkı, PKK yan kuruluşu HDP gibi!.. Yine CNN Türk’teki bir programda, Dersim olayları için CHP adına “özür dileyen de”buydu! Hem de Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dâhilinde…
Ayrıca bunun; “Ermeni Soykırımını anma” toplantılarının sürekli müdavimi olduğu ve 7 Haziran seçimleri öncesindeki HDP tezgâhı İstanbul “Barış Mitinginde” bazı CHP‘li milletvekilleriyle birlikte boy gösterdiği de herkes tarafından biliniyor. Bu Kürtçü militan gaz kesmiyor ve hepsi “DÜZMECE” olan, bütün sanıkların“aklanarak” beraat ettiği Balyoz, Ergenekon, Şemdinli, Zirve Yayınevi davalarında da üstüne vazife olmadığı hâlde “MÜDÂHİL” olarak yer alıyor; askerin “kumpasa” uğradığı her bir konuda bu kişiyle karşılaşılıyor.
Güneydoğu’da özyönetimler ilan edilirken, PKK terörü nedeniyle kan gövdeyi götürürken, bu kendini bilmez geçenlerdeki basın toplantısında; sokağa çıkma yasaklarını eleştiriyor, bölgeyi Gazze’ye benzetiyor ve sivil ölüm sayıları dışında 193 güvenlik görevlisi ölümünden de bahsediyor.
E be münasebetsiz, bu 193 kişi nasıl öldü o zaman; intihar mı ettiler?.. Ve de enteresandır, Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kuran CHP‘de bunun gibi “bölücüler” at koşturabiliyorlar:
“Ben Dersimli Kemâl im!” diye avazı çıktığı kadar bağıran bir Genel Başkan ise tüm bunlara “SESSİZ”kalabiliyor.
Özetle, iddialı bir niteleme riski taşısa da, Kılıçdaroğlu’nun “DERİN” bir “PROJE” olma ihtimali epey yüksektir. Beyefendi ya da sözde demokrat veya göreceli olarak doğru bir insan olabilir; ancak bu, “GERÇEKLERİ”değiştirmez! Zaten, Sezgin Tanrıkulu’nun neden HDP’de siyaset yapmayıp CHP‘ye “MONTE” edildiği, yani bir“Truva Atı” olduğu da bu gerçekte “GİZLİDİR!..”






