Bir yanda İmamoğlu davası, bir yanda bahis ve kara para soruşturmaları, diğer yanda uyuşturucu operasyonları, siyasi tartışmalar ve peş peşe gelen gündem değişiklikleri...
Türkiye her sabah yeni bir tartışmayla uyanıyor. Dün konuşulan bugün unutuluyor, bugün konuşulan yarın başka bir başlığın gölgesinde kalıyor. Kamuoyu bir konudan diğerine sürüklenirken, vatandaşın zihnindeki temel sorular ise yerinde duruyor: Ekonomi ne olacak? Hukuk sistemi nasıl işleyecek? Gençler geleceğini nerede arayacak?
Siyasetin en bilinen yöntemi gündemi belirlemektir. Muhalefet başka bir başlığı öne çıkarır, iktidar başka bir başlığı. Televizyon ekranları ve sosyal medya sürekli yeni tartışmalar üretir. Ancak milletin gerçek gündemi çoğu zaman değişmez; adalet, refah, özgürlük ve güven duygusu.
Bugün sıkça duyduğumuz “milli birlik ve beraberlik zamanı” söylemi elbette önemlidir. Fakat gerçek birlik, sorunları konuşmaktan vazgeçmek değil; farklı görüşlere rağmen ortak akılda buluşabilmektir. Çünkü güçlü toplumlar sorunlarını halının altına süpürenler değil, onları cesaretle tartışıp çözebilenlerdir.
Önümüzdeki süreçte dış tehditlerin veya ulusal güvenlik tartışmalarının daha fazla gündeme taşınması ve buna bağlı olarak “şimdi kavga etme zamanı değil, milli birlik ve beraberlik zamanı” şeklindeki söylemlerin daha sık dile getirilmesi de ihtimaller arasında görülebilir. Hatta bazı çevreler tarafından olağanüstü şartların varlığı ileri sürülerek seçimlerin ertelenmesi gerektiği yönünde görüşler dahi savunulabilir. Ancak böylesine önemli konuların anayasal düzen, demokratik hukuk devleti ilkeleri ve millet iradesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Peki çıkış yolu nedir?
Tarihimize baktığımızda, Mustafa Kemal Atatürk en zor günlerde milletin iradesine güvenmiştir. Anadolu’da verilen mücadele sadece bir askeri savaş değil, aynı zamanda bağımsızlık, egemenlik ve halkın geleceğini kendi elleriyle belirleme mücadelesiydi.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir savaş değil; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, üretimi, bilimi ve liyakati merkeze alan yeni bir toplumsal seferberliktir. Türkiye’nin kurtuluşu birbirine karşı mücadelede değil, ortak geleceği birlikte inşa edebilmektedir.
Asıl soru şudur: Gündem değiştikçe yönümüz de değişecek mi, yoksa millet olarak ülkenin temel meselelerine odaklanmaya devam mı edeceğiz?
Kararı verecek olan yine millettir. Çünkü tarihte olduğu gibi bugün de en büyük güç, milletin sağduyusudur.


